15 Eylül 2013 Pazar

Raikkonen-Alonso ve Ferrari: Şimdi ne olacak?

Haziran ayında Kimi Raikkonen Red Bull’a mı gitsem Lotus’a mı gitsem kararsızlığını yaşarken gazeteler ve internet siteleri de bu söylentilerle çalkalanıyordu.  O günlerde Ferrari’nin adı bile yoktu ortada. Kimi Raikkonen “vereceğim karar insanlara garip ya da komik gelebilir ama ben bildiğimi yapacağım” dediğinde Twitter’dan “Raikkonen böyle dediğine göre yoksa Ferrari’ye mi gidiyor” diyerek hiç olmayacak bir ihtimali dillendirmiştim. Bunu söylerken de söylediğime kendim de inanmamıştım. Çok değil iki hafta sonra konu ilk defa internet sitelerine düştü, konuşuldu konuşuldu ve 2 ay boyunca gündemin ilk maddesi oldu. Nihayet geçtiğimiz hafta Raikkonen Ferrari’ye 2 yıllık imzayı attı ve 2009’da kovulduğu takıma tekrar geri döndü.
Bu konuyla ilgili merak edilen o kadar çok şey var ki, ben de okurlardan gelen sorulara kendimce cevap vererek bakış açısı sunmak istedim.

Ferrari’de 1.pilot uygulaması devam edecek mi? Yarışmalarına izin mi verilir? (Hikmet Meryumoğlu-Hasan Harun Karaduman)

Aslında Schumacher dönemi bittiğinden beri Ferrari’de 1.pilot uygulaması yoktu. Schumacher’in ayrıldığı son sezonda Massa’nın gözle görülür derecede başarılı performansı takımın Raikkonen’in gelişiyle birlikte 1.pilot uygulamasının sona erdiğine ve iki pilotun eşit sayılacağını belirtmesine neden olmuştu. Nitekim, Massa 2007 sezonunun ilk yarısında Raikkonen’den daha hızlı olmuştu. Fransa GP’sinden itibaren Kimi Raikkonen öne geçmiş ve Massa’nın şampiyonluk şansı matematiksel olarak bitene kadar da eşit değerlendirme devam etmişti. 2008’de bunun tam tersi oldu ama yine Kimi’nin şansı bitene kadar birinci pilot belirlenmedi. 2010 sezonuna Massa ve Alonso eşit başladı ancak gerek Alonso’nun bencilliği ve hırsı (Çin GP’de Massa’yı ittirerek pite ilk girişini hatırlayın) gerek hızı, gerekse takıma liderlik etmesi beklenenden çok daha önce, iki pilot arasındaki puan farkı henüz 40’lardayken birinci pilot sayılmasına neden oldu. Sonrasında Massa Alonso’yu hiç zorlayamadı ve Alonso doğal birinci pilot muamelesi gördü. Ancak yine de takım hiç açıkça birinci pilot Alonso’dur demedi.

Durum böyleyken Raikkonen gibi şampiyon ve çok hızlı bir pilotun gelişi sonrası Ferrari takımının birinci pilot belirlemesi pek akla sığmaz. Pilotlardan biri diğerini net şekilde sürekli geri bırakmadıkça birinci pilot belirlenmeyecektir.

İstanbulpark’taki Vettel-Webber kazası gibi bir durum olursa takım kimi destekler? (Talha Ömer Gol)

Öncelikle bu tarz bir kazayı Raikkonen ve Alonso’dan beklemiyorum, zira her ikisi de savunma ve atak meselesini çok usta şekilde yapıyor. Bu iki pilottan birinin karıştığı bu tarz bir kazayı en azından 5-6 yıldır izlemedik. Diyelim ki oldu. Ne olacak? Tabii ki hangi pilotun haksız olduğuna bakılıp sonradan bir açıklama yapılacaktır. Eğer ben takım başkanı olsaydım pilotlardan birisi haksız olsa bile bunu basın önünde açıklamazdım ve kapalı kapılar ardında çözerdim. Aksi pilotların küsmesine yol açabilir. Ferrari’den Red Bull tarzı bir suçluyu koruma davranışı beklemiyorum açıkçası. Kısacası, pilotlardan birisi kayırılmaz bana göre.

Raikkonen 2.pilot olmayı kaldırabilecek mi? Alonso’ya destek olmayı kabul mu edecek? (Onur Baran Ökten)

Raikkonen ikinci pilot olmayacağı için bu soru aslında olmayacak bir konuya işaret ediyor. Transfer yapılırken yüklenen anlam bir süper takım oluşturmaktı. Ancak, eğer Alonso açık şekilde hızlı olursa ve Kimi ikinci pilot durumuna düşerse motivasyonunun çok azalacağı kesin. Bunu 2008 sezonu ve 2009’un ilk yarısındaki davranış tarzından çıkarabiliriz.

Raikkonen ralli tecrübesiyle Alonso’dan daha iyi bir pilot oldu bana göre. Alonso 2.pilot olmayı kaldırır mı? (Dinçer Yılmaz)

Bir önceki sorunun tam tersi bir soru. Raikkonen’in ilk F1 dönemine göre daha iyi bir pilot olduğunda herkes hemfikir. Ralli mutlaka ona bir şeyler katmıştır. Ancak, Alonso’yu geri planda bırakacak bir performans seviyesi beklemiyorum açıkçası. Performansları çok yakın olacaktır.Diyelim ki Kimi Alonso’nun önünde olmaya başladı, Alonso’dan Kimi’de olduğu gibi motivasyon düşüklüğü beklemiyorum, sonuna kadar savaşacaktır. Eğer takım kaynaklarını Kimi’ye yoğunlaştırırsa da bu Alonso’nun takımdan ayrılmasına giden yolu açar.

Ferrari bu iki pilotu yönetebilecek mi? Nasıl bir yönetim şekli belirlemeli? (Gökhan Eroğlu-Berker Yıldırım-Efkan Sefa Bekar)

Bu konuya Ferrari olarak bakmadan önce şunu belirtelim: Formula 1, Senna-Prost ikilisinden beri en zor pilot ikilisini görecek gelecek yıl. Hamilton ve Button da şampiyondu ama Raikkonen-Alonso gibi zıt bir bileşim değildi. Onlar uzun süre ılımlı şekilde devam da ettiler, Türkiye 2010’u hatırlayın, dişe diş bir mücadeleden sonra podyumda şakalaştılar da. Bu açıdan, Ferrari’nin çok zor bir işe talip olduğunu belirtmeliyiz.
Ferrari bu iki pilotu yönetebilecek mi? Son yıllarda gördüğümüz Ferrari pek yönetebilecek gibi durmuyor açıkçası. Bir pilotu yüceltip diğerini de ona destek olmaya mecbur ederek küstürmeye alışmış bir yönetimden böyle zor bir görevi beklemek pek makul değil.

Nasıl bir yönetim şekli belirlemeli? Öncelikle Domenicali ile birlikte Luca di Montezemolo’nun eskiye göre çok daha fazla takımla içli dışlı olması gerekecek. Onun liderliği özellikle Alonso’dan gelebilecek rahatsızlıkları önleyecektir.  

İkincisi, pist üstündeki uygulamaların kuralları net şekilde belirlenmeli. Sıralamalarda piste ilk kim çıkacak, yarışta pite hangi sırayla gelinecek, pist üstünde atak yapmak durum ne olursa olsun serbest olacak mı, simülatör ve test seanslarına hangi oranlarda katılım yapılacak gibi tüm konular konuşulmalı ve pilotların onayı alınmalı. Red Bull’un meşhur “Multi 21” konusunun Ferrari’de de tekrarlanmaması için pilotlar net şekilde uyarılmalı ve bilgilendirilmeli.

Üçüncüsü, pilotlar karakter özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli. Fabrikada yatan bir Alonso’yu bu tarz şeylerden pek hazzetmeyen Raikkonen ile bir tutmamak gerekiyor. Asgari şartlara uyan bir Raikkonen’den aşırı isteklerde bulunulmamalı.

Dördüncüsü de pilotlara kendi bacaklarından asılacakları bildirilmeli. Yani, doğru ayarları bulmak için garajda uyuyan Alonso’nun ayarlarını seanstan 15 dk önce piste gelen Raikkonen’e vermek Alonso’yu sadece mutsuz etmeye yarar. Bu da göz önünde bulundurulmalı.

Ferrari zor bir göreve talip oldu, ne demişler, kendi düşen ağlamaz, ya da gülü seven dikenine katlanır!

Malezya’daki olayın benzeri Ferrari’de olur mu? (Tahsin Armutçu)

Açıkçası ne Kimi’den ne de Alonso’dan yerine razı olup atak yapmamasını istemek kolay kolay istenemez. İki pilot da diğerinden hızlı olduğunu herkese göstermek isteyecektir. Bu tarz bir talep olsa bile bu sezonun ilk bölümlerinde belki istenebilir, ancak sezon ilerledikçe ikisi de bu karara uymaz. Yani teorik olarak Malezya’daki olay tekrarlanabilir, ancak Ferrari takım dengesi bozulmasın diye onlardan bunu istemez bile muhtemelen.

Ferrari bu transferi yaparken Takımlar Şampiyonluğunu mu amaçladı yoksa Pilotlar Şampiyonluğu mu ? (Erol Pazarbaşı)

Transfer yapılırken her iki şampiyonluk da amaçlandı. Takımlar Şampiyonasını Ferrari en son 2008’de kazandı ve o tarihten sonra da puan anlamında kazanmaya yaklaşamadı. Bilindiği gibi F1 gelirleri Takımlar Şampiyonası sıralamasına göre dağıtılıyor ve bu şampiyonada birinci olursanız aldığınız fazladan gelir Raikkonen’in bir yıllık ücretinden çok daha fazla. Üzerine sponsorluk ve reklam gelirlerini de eklerseniz sadece bu amaçla bile Raikkonen’i almaya değer.

Sürücüler Şampiyonası için de güçlü bir ikinci pilot şampiyon adayının rakiplerinden daha fazla puan çalması anlamına geliyor. Kabul edelim ki Felipe Massa Alonso’ya bu anlamda neredeyse hiç destek veremedi. Seneye Alonso ya da Raikkonen, hangisi şampiyonaya daha yakın olursa, bunda takım arkadaşının rakiplerden çalacağı puanlar çok etkili olacaktır. Ferrari mutlaka bunu hesaba katmıştır.

Raikkonen için kovulduğu takıma gitmek ne kadar doğru? (Ahmet Coşkun)

Raikkonen kovulmasına rağmen Ferrari’den ayrıldıktan sonra hiç bir kötü söz söylemedi. Yalnız aksine, Mclaren’den kovulmamasına rağmen oradayken mutsuz olduğunu ve dönmek istemediğini birkaç sefer açıkladı. Yani aslında, Ferrari’deki ortamı seviyordu ve orayla duygusal bir bağı sürekli vardı. Dönmesi de çok abes karşılanmamalı.

İşin bir de başarı ve para yönü var. Ferrari gerek tarihi ve taraftar desteği, gerekse sponsor desteğiyle pilotlarına çok uzun yıllardır her zaman en yüksek ücreti veren takım oldu. Schumacher döneminden beri Ferrari pilotları F1’in her zaman en fazla kazanan pilotları oldular. Ayrıca, Ferrari pilotu olduğunuzda birkaç istisna sezon hariç şampiyonluğa aday bir aracınızın olduğuna emin olabiliyorsunuz. Bu kadar sebebi bir arada gören Raikkonen de tercihini bu yönde yaptı.

Ferrari’nin Raikkonen kararı Alonso’nun sözlerinden mi etkilendi, yoksa başka neden mi var? Alonso’nun ayrılma ihtimali mi buna sebep oldu? (Onur Ömer Öztürk-Harun Bodur)

Aslında tam olarak bu sonuca Alonso neden oldu diyebiliriz. Tabii ki bizler takım içerisinde değiliz, ne gelişmeler oldu bilemeyiz. Sadece ipuçlarını yorumlayıp bir şeyler söyleyebiliriz. Olayları ve sözleri bir araya getirdiğimde şahsen takımın Raikkonen’i ciddi şekilde düşünmezken birden o noktaya kaydığı yorumunu yapabilirim. Neden mi?

1.Ferrari Alonso’yu rahatsız edecek ihtimalleri hiç değerlendirmiyordu. Bu yüzden de henüz bizler Raikkonen adını duymazken Hulkenberg ve Di Resta isimlerini duymuştuk. Bu pilotlar genç ve hızlı pilotlar, şu aşamada Alonso’nun arkasında ikinci pilot olmaya da evet diyebilecek isimlerdi.

2.Hulkenberg ile imzalar dahi atılıp ön sözleşme imzalanmış. Macaristan GP hafta sonunda anlaşma tamamlanmış ve Hulkenberg kesin olmasa da takıma katıldığını düşünmüş.

Ancak, Avrupa sezonu ortalarından itibaren Alonso’nun artan mutsuzluğu ve takımı açık ve kapalı eleştirmesi ve son olarak Macaristan GP’de bu mutsuzluğun herkes tarafından duyulması Ferrari’yı derin bir endişeye sevk etmiş göründüğü kadarıyla. Üstüne menajerinin Red Bull ile görüşmesi herkesi mutlaka strese sokmuştur. Ferrari gibi bir takım tamamen kapalı kutu olan 2014 sezonunda bir şampiyon pilot olmadan yarışırsa çok kötü sonuçlara maruz kalabilir. Bu yüzden de hemen B planı devreye sokuldu, her ihtimale karşı Raikkonen transfer edildi. Yani aslında Alonso eski Alonso olsa muhtemelen Hulkenberg Ferrari pilotu olacaktı.

Ferrari’nin Hulkenberg ile değil de Kimi ile anlaşması gençlere verilen önem açısından nasıl değerlendirilmeli? Kimi’yi alarak eldekileri kaçırır mı? (Onur Ömer Öztürk)

Gridin tüm tüm büyük takımları genç ve tecrübesiz pilotlara şans vermişken Ferrari bu riski hiç almıyor. Bakıldığında Mclaren Hamilton’u 22  yasındayken ve F1 tecrübesi sıfırken kokpite oturttu. Mercedes Rosberg’e, Red Bull Vettel’e 2009’da ve Ricciardo’ya 2014’de, Lotus Grosjean’a çok gençken iki defa şans verdi. Ferrari bunu hiç yapmıyor. Tabii ki bunun en önemli sebebi camianın büyüklüğü. Takımın İtalyan mantığıyla yönetilmesi, taraftarların sabırsızlığı ve aşırı baskının genç pilotlar üzerinde olumsuz etki yapma ihtimali genç pilotların erkenden alınmamasına neden oluyor.

Hulkenberg aslında yeterli seviyede tecrübe biriktirdi ve bu baskıyı kaldırabilecek bir yapıda. Zaten bu yüzden de onunla sözleşme imzalandı. Ama Alonso’nun ayrılma ihtimali tüm bu planları bozdu ve takım mecburen garantili bir isme yöneldi.

Hulkenberg ve Bianchi sıraları gelince kokpite oturacaklardır. Hiçbir pilot Ferrari’den yaklaşık bir cevap duymadan başka plan yapmaz. Yani Ferrari pilot adaylarını elinden kaçırmaz. İstisnalar hariç istediği pilotu istediği zaman koltuğuna oturtabilir. Kırmızının cazibesi…

Alonso Raikkonen alınırken “bazı maddeler” imzalatmıştır diye düşünüyorum. Ne dersiniz? (Turul Kalafat)

Sanmıyorum. Raikkonen alınırken Alonso’ya sorulmamıştır bile. Diğer sorularda da vurguladığım gibi, Alonso takımı kamuoyu önünde eleştirmesinin ardından birinci pilotluk tahtının bazı avantajlarını yitirdi. Ona en fazla “eşit muamele” sözü verilmiştir ve açıklamalardaki “Alonso harika bir pilot, süper bir lider” vs vs gibi övgülerle yetinilmiştir.

Raikkonen transferinde James Allison’ın rolü ne kadar? (Zuhal Ören)

Ferrari Raikkonen’i 2009 yılında takımdan gönderdiğinde üç temel sebep bulmuştu. Birincisi, Raikkonen’in teknik konulardaki desteğinin yetersiz olması. İkincisi, sponsor aktivitelerine katılmayı istememesi. Üçüncüsü de takıma liderlik yapmaması.

James Allison Kimi ile iki yıldır çalıştığından takıma teknik konulardaki katkısının son durumunu öğrenmek için Allison’a bu sorular sorulmuştur. Anladığımız kadarıyla o da Kimi’nin geliştiğini ve çok başarılı geri bildirimler verdiğini söylemiş. Bu da takımın olumlu karar vermesinde etkili olmuş.

Bir noktayı hatırlatmalıyım, Lotus’ta Grosjean’ın geri bildirimi yetersiz olduğundan Kimi mecburen bu rolü üstlenmiştir. Kimi’nin Alonso ve De la Rosa varken Lotus’taki kadar teknik destek konusuna gireceğini düşünmüyorum.

James Allison’ın takıma katılması Kimi’ye avantaj kazandırır mı? (Ahmet Coşkun-Zuhal Ören)

Kazandırır ama ekstra avantaj değil. Aynı avantaja Alonso da sahip olacağı için sonuç eşit olacaktır. Kimi James Allison ile son 2 senedir çalışıyor, Alonso Renault kariyeri boyunca (2005-2006-2008-2009) Allison ile çalıştı ve onunla iki şampiyonluk kazandı.  Yani durumları eşit, Allison ikisi için de avantaj.

Raikkonen 2008’de Massa’ya yardım etmişti. Yine aynı durum olursa Raikkonen Alonso’ya yardım eder mi? (Ahmet Coşkun) Sezonun son yarısı olsa ve Raikkonen şampiyonluğa gitse, amaçsız olan Alonso ona yol verir mi? (Mustafa Erkan)

İki soru birbirinin tersi. İkisine de cevabım evet. Ferrari eşit muamele konusunu hakkıyla uygularsa ve pilotlardan biri diğerini açık şekilde mağlup edip şampiyonluğa koşarsa diğeri şampiyonluk şansı kalmayınca takım arkadaşına yardım eder. Alonso da Raikkonen de bu olgunluğa sahip pilotlar.

Raikkonen Massa’ya pek üstünlük kuramamıştı, Alonso ise Massa’yı net olarak sildi. Teorik olarak Alonso
Raikkonen’den hızlı olmalı değil mi? Raikkonen’de ne değişti? (İsmet Hacıbeyli)

Teorik olarak evet, yani kağıt üstünde bu doğru olmalı ancak Formula 1 gibi hızlı değişen bir sporda böyle bir teorem kuramayız. Araçlar değişti, lastikler değişti, pilotlar değişti, kurallar değişti, bunun gibi daha onlarca değişken var. Ben şunu iddia ediyorum, Alonso 2008’de Ferrari’de Massa’yla yarışsa şu son 3 yılda yaptığı dominasyonu yapamazdı. Birbirlerine çok yakın bir yerde bitirirlerdi, hatta Massa önde bile bitirebilirdi. O sene Massa araca ve lastiklere çok iyi uyum sağlamıştı, lastiklerini çok hızlı bir şekilde ısıtabiliyor ve yarışta da Vettel’in yaptığı gibi üstünlüğünü koruyabiliyordu. Ama istikrar konusunda yine aynıydı hemen hemen. Yağmurda yine problem yaşıyordu (Silverstone’da o sene 5 spin atmıştı hatırlayın), yarışta geriye düşünce fazla pozisyon kazanamıyordu.

Kimi o sene üst üste gelen problemler nedeniyle (Fransa’da arızalanan egzoz, Kanada’da Lewis’in pit yolunda çarpması, Spa’daki Lewis çekişmesi ve galibiyeti kaçırması…) motivasyon kaybetmişti. O yıllardan bu yıla birçok farklı seride araç kullandı, onlar da Kimi’ye bir şeyler ekledi. Yaşı ilerledi, olgunlaştı. 2 yıldır F1’in puan toplama anlamında en istikrarlı pilotu oldu. Yarışçı ruhundan hiçbir şey kaybetmediğini gösterdi. Kısacası Raikkonen Alonso’nun kolayca yiyebileceği bir lokma değil. Sorudaki karşılaştırma geçerli değil.

Ferrari Kimi’nin son durağı mı olur? (Fulya Güray)

Büyük ihtimalle evet. Eğer herhangi bir nedenle Raikkonen takımı basın önünde küçük düşürücü şeyler söylemezse ve bu yüzden takım göndermezse (ki bunu zaten beklemiyorum) Raikkonen 2 yıl sonunda Ferrari’den emekli olacaktır.

Raikkonen ve Alonso ikilisi ne kadar süre takım arkadaşı olarak kalır? (Abdullah Top)

Çok zor bir soru. Bu sorunun cevabı tamamen Alonso’ya bağlı. Eğer Alonso Raikkonen’in gerisinde kalmaz ve onu Massa’yı geçtiği kadar olmasa da en azından gözle görülür derecede geçmeyi başarırsa iki pilot Raikkonen emekli oluncaya kadar birlikte yarışırlar. Eğer Raikkonen Alonso’yu geçmeye başlarsa, iki pilot eşit sonuçlar alırlarsa ve rakip takımlardan başka bir pilot bu yüzden farkı açmaya başlarsa Alonso gelecek sezon sonunda ayrılıp gidebilir.Alonso için bu durumda Mclaren ihtimali göz ardı edilmemeli.

Alonso-Hamilton çekişmesinin benzeri Raikkonen-Alonso arasında olur mu? (Fulya Güray)

Çekişme mutlaka olacaktır, kimse huzurlu bir Ferrari beklemesin. Ama 2007’de yaşanan Alonso-Hamilton rekabetinin olacağını hiç düşünmüyorum. Burada denge unsuru Raikkonen olacaktır. Kimi Raikkonen hiçbir takım arkadaşından şikayet etmemişti, kimseyle de kariyerinde didişmedi. Bu yüzden işine odaklanacaktır. Raikkonen Alonso’yu kışkırtmayacağı için de 2007’deki gibi bir kavga ortamı olmaz. Hatırlarsanız 2007’de sadece Alonso ve Hamilton değil, garajın iki tarafındaki mühendisler de bölünmüştü.
2007’de Mclaren de süreci çok kötü yönettiğinden mesele çok kötüleşmişti. Ferrari’de bu seviyeye gelinmeyecektir.

Raikkonen’in gelmesi Alonso’yu nasıl etkiler? (Efkan Sefa Bekar) Hangi pilotun üstünlük kuracağını düşünüyorsunuz ve neden? (Elchin Zodorov-Hikmet Meryumoğlu)

Bu iki soruyu birlikte cevaplamayı tercih ettim, çünkü aynı konuları işleyeceğim. Gelen sorularda da en çok merak edilen cevap bu soruya ait. Birlikte tüm değişkenleri değerlendirip bir sonuca varalım.

Raikkonen’in gelişi Alonso’yu nasıl etkiler? Psikolojik olarak pek de iyi etkilemeyeceği kesin. Alonso’nun rekabetçi takımlardaki kariyerine bakalım. Renault kariyerinde 2003 ve 2004’de Trulli, 2005 ve 2006’da Fişichella,  Mclaren’de Hamilton, tekrar Renault’da 2008’de Nelson Piquet Jr, 2009’da Piquet Jr ve Grosjean ile yarıştı. Ferrari’de de 3 sene boyunca Massa ile yarıştı. Bu takım arkadaşlarından onu en çok zorlayanı Hamilton oldu, onunla da tarihi bir kavga yaşadı. Fisichella 2006’da onu zorladı biraz, o zaman kamuoyu önünde ağlayıp sızladı takım beni desteklemiyor diye. Massa 2010’da biraz zorladı, orada da meşhur pit yolu kavgası ve Almanya’daki “bu çok saçma, Felipe benden daha yavaş” olayı yaşandı. Yani kısacası Alonso’ya hızlı takım arkadaşı yaramıyor. Kavga ve mutsuzluk neredeyse kesin oluyor bu durumda. Alonso karakter olarak aynı zamanda çok inatçı. Hızlı bir takım arkadaşı onu motive de ediyor, çünkü hiç pes etmiyor. Raikkonen’in gelişiyle birlikte Massa’dan hızlı bir takım arkadaşı ona daha hızlı bir referans noktası verecek  ve o da biraz daha fazla zorlayacaktır.

Hangi pilotun üstünlük kuracağı meselesine gelince… Öncelikle iki pilottan birinin diğerini devamlı mağlup edeceği gibi bir dünyayı aklınıza bile getirmeyin. Hele de iki pilot da sıralama/yarış dengesinde bu kadar benzerken... Alonso da Raikkonen de sıralamada Vettel ya da Hamilton gibi ekstra yetenekli değil. Yalnız ikisi de yarışta istisnai derecede hızlı. İki pilot da böyle benzerken farkı pistlere gösterdikleri uyum belirleyecek. Alonso’nun Barcelona, Monako, Singapur gibi pistlerde, Raikkonen’in Malezya, Spa, Macaristan gibi pistlerde doğal olarak çok hızlı olduğunu biliyoruz. Bazı pistlerde Alonso öne çıkacak, bazılarında da Raikkonen öne çıkacak. Takım arkadaşı öndeyken ona en çok yaklaşan pilot da puan sıralamasında daha üstte olacak.

Alonso’nun farkını çıkaracak konular da toplam sezon sonucunu etkileyecek. Raikkonen’in simülatör çalışmalarını sevmediği herkesin malumu. Hatta Red Bull’un Raikkonen’i transfer etmeme kararında simülatör saatlerindeki anlaşmazlıklarının önemli bir etken olduğu konuşuluyor. Üstüne yarış hafta sonlarında seans bitince pist kapanana kadar mühendislerle toplantılar yapılması önemli bir konu. Raikkonen seans biter bitmez pistten ayrılmaya meyilli bir pilot. Alonso araçta olan biten herşeyi merak edip öğrenmeye çalışırken Raikkonen bunlarla ilgilenmiyor. Tüm bu meseleler Alonso’nun Raikkonen’i sene içinde bir adım geride bırakmasını sağlayabilir. Tabii bir de takımla bütünleşen bir Alonso’yu takımın lider görme ihtimali meselesi var.

Sene içinde iki pilottan herhangi biri diğerini domine etmeye başladığında geçmiş tecrübelere bakarak Alonso’nun savaşa devam edeceğini, Raikkonen’in ise fazla zorlamayacağını tahmin edebiliriz. Bu da Fin pilot adına iyi bir gösterge değil.

Bütün bu göstergelerden yola çıkarak Alonso’nun Raikkonen’in önünde olmasının aksi ihtimalden daha fazla olduğunu düşünüyorum. İspanyol pilot yeteneğini çalışkanlığıyla birleştirecek, hırsı ve motivasyonuyla da düşüş anlarından geri dönmeyi bilecektir. Dahası, süper hızlı takım arkadaşı rakiplerden puan çalarak onun işini bile kolaylaştırabilir.

Raikkonen ise doğuştan sahip olduğu yeteneğini pist üstü hiza çevirmeye ve tüm olumsuz ihtimalleri ortadan kaldırmaya çalışacak. Asla kolay lokma olmayacak, belki de beklentilerin tersine Alonso’yu mağlup edecek.


Sonuç olarak eğer pilotlardan birisi teknik olarak problem yaşamazsa (mesela lastiklere uyumsuzluk gibi..) birbirine çok yakın performanslar bekliyorum, ancak toplamda Alonso’nun bir adım önde olacağını tahmin ediyorum.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

6 soruda Mclaren-Honda birlikteliği


2011’den beri bir söylenti halinde dolaşan efsanevi Mclaren-Honda birlikteliğinin geri döneceği haberi hafta içinde yapılan açıklama ile kesinleşti. Mclaren 2015’den itibaren 18 yıllık Mercedes birlikteliğini sona erdirerek Honda ile motor tedarik anlaşması yaptı.
Honda aslında Ferrari ya da Mercedes gibi anılmasa da sporun en sadık üreticilerinden. Spora ilk girdikleri sene olan 1964’den bu yana geçen 49 senede birkaç sefer hariç sürekli oyunun içindelerdi. Dahası yol otomobilleri üretmeye başlamalarından sadece 4 yıl sonra soluğu Formula 1’de almaları da F1 algılarının şirketin DNA’larına işlediğinin göstergesi. Kısacası biz F1 fanları Honda’ya spora destekleri nedeniyle müteşekkir olmalıyız.

Honda 49 yıllık tarihinde bir çok başarı kazandı ancak bunlardan en çok akılda kalanı Mclaren ile oluşturulan ve bugünkü Red Bull egemenliğini solda sıfır bırakan Mclaren-Honda döneminde kazanılan başarılardı. Honda 1983’de Williams ile tekrar döndüğü sporda her yıl başarılarını artırdı ve nihayet 1987’de Piquet ile şampiyonluk kazandılar. 1988’de ise efsanevi Mclaren-Honda takımı pistlerde Senna ve Prost ile fırtına gibi esmeye başladı. 1988’de 16 yarışta 15 pole pozisyon ve 15 galibiyet kazandı takım. Kaçan o tek galibiyette de Senna tur bindirdiği bir rakibinin hatasıyla yarış dışı kaldı. 1988-1992 arasında 5 sezonda 4 şampiyonluk ve bir 2.lik kazandı takım. Kısacası müthiş bir performans gösterdi. Bugün Mclaren-Honda isimlerini yanyana gördüğümüzde heyecanlanıyorsak bunun sebebi bu altın yıllardı.

Şimdiyse Honda başarısız Bar-Honda ve Honda Racing günlerinden sonra ara verdiği F1’e Mclaren’le tekrar dönüyor. 6 soruda bu haberi irdeleyelim.
Honda neden spora geri döndü?

Motor üreticileri Formula 1’e sadece spor olsun diye girmiyorlar elbette. Asıl faaliyet alanlarına F1’den, F1’e de asıl faaliyet alanlarından know-how taşımaya çalışıyorlar. Eğer iki faaliyet kolu arasında bir bağ yoksa bu, marka için reklam çalışmasından öteye geçemiyor. Honda 2008 sezonu sonunda F1’den çıkarken kendi adına takım olarak sadece 1 galibiyet almıştı, o da olaylı ve yağmurlu bir Macaristan GP’sinde. Formula  1 otomobilinin tek parça anlamında en pahalı parçası olan motor da o dönemde halen de olduğu gibi 8 silindirli motordu ve bu Honda’nın yol araçlarında kullandığı bir teknolojı değildi.
Halbuki, 2014’de kullanılmaya başlanacak turbo şarjli V6 motoru Honda’nın zaten yıllardır ürettiği ve yol otomobillerinde kullandığı bir motor türü. Bu anlamda teknolojiye sahipken zaten yüksek bir tanıtım gücü olan F1’e girmemek pek de makul bir hareket olmazdı. Hele de spora tarihin en başarılı 2. takımıyla giriyorsanız buna sadece cherry on the cake denebilir.

2014’de Mclaren/Mercedes ilişkileri nasıl etkilenir?
Beklendiği kadar kötü değil, beklenmediği kadar da iyi değil. Nasıl yani? Şöyle ki, motor üreticileri sözleşmelerinde takımlara sadece motor vermekle yükümlü değil. Motor/aero/lastik değişkenleri birbirini etkilediğinden bu 3 yapı birbiriyle sıkı ilişkide bulunmak durumunda. Mercedes de Mclaren’e temel yükümlülüklerini bu çerçevede yerine getirecektir. Beklendiği kadar kötü değil ile kastettiğim bu.

Peki beklenmediği kadar iyi değil ne demek? Uzun süreli motor sağlama anlaşmalarında (ki Mclaren-Mercedes bunun en iyi örneğidir günümüzde) taraflar normalde olduğundan çok daha yakın çalışırlar. Ertesi yılın aracının temel yapısı konusunda görüş alışverişinde bulunurlar. Mclaren işte bu fazladan özel statüyü kaybedecektir. Ancak bu gözle görülür bir etkide bulunmaz.
Mclaren için bu bir risk mi?

Elbette spordan 5 yıl uzak kalmış bir takımın yeni bir motor üretmesi ve ortaya çıkan bu motoru kullanmak Mclaren için bir risk. Hele de diğer takımlar 2014’de motorları deneyip gerekli dersleri çıkardıktan ve 2015’de hataları düzeltilmiş motorlarla yarışırken. Mclaren büyük bir takım ve Williams’ın Cosworth ile yaşadığı benzer başarısız denemenin bir benzerini yaşamaya tahammülü olamaz. Burada muhtemelen Mclaren’İ rahatlatan konu Honda’nın turbo şarjli V6 teknolojisinde tecrübeli olması. Kısacası bu bir risk ancak alınmayacak bir risk değil.
Mclaren’in avantajı nelerdir?

Mclaren’in iki büyük avantajı var:
1.Motora yıllık 20 Milyon Euro ödemek yerine bunu cepte tutmak. Tabii ki Mclaren bu riski karşılıksız almadı. Honda’nın sporun en başarılı takımlarından biriyle dönüş yapmasının bir karşılığı vardı ve bunun da bedava motor sağlanması olduğu düşünülüyor.
2.Sadece kendisine çalışan bir motor sağlayıcısı bulmuş olmak. Hatırlarsak eğer, Honda özellikle 2008 konusunda bütçe konusunda çok bonkördü, o sezonun en yüksek harcamasını yapmıştı takıma. Benzer bir durum yaşanacaktır ve Mclaren de Honda’nın tüm kaynaklarını 2015’de kullanma lüksüne sahip olacaktır.

Eski günler geri gelir mi?
Buna imkansız demek doğru olmaz. Haber çıktıktan sonra pek çok kişi Mclaren-Honda’nın efsanevi kırmızı beyaz renklerini, Senna yıllarını hatırlayıp duygusallaştı. Bu çok normal. Ancak hem Mclaren, hem Honda, hem de Formula 1 çok değişti. Williams-Renault sporda yeniden buluştu ama beklenen sonuç gelmedi. Senna soyadı F1’e tekrar döndü ama ortaya çıkan sonuç sadece eski Senna severleri üzmeye yaradı. Yani F1 çok değişti ve nostalji araçları hızlandırmıyor.

O yılların ezici üstünlüğünü F1’de tekrar görmek imkansız değilse bile çok zor. FIA önce Ferrari’ye sonra Red Bull’a bu üstünlüklerini bozacak müdahalelerde bulundu son 10 yılda.
Bu ikili pekala şampiyon olabilir. Bugün Renault motorunun Ferrari ve Mercedes’ten daha güçlü olmadığını herkes biliyor ancak Red Bull şasisinde Renault motoru 3 yıldır şampiyon oluyor. 2009’da Mercedes motorlu Brawn şampiyon olurken Mclaren uzun süre süründü. Yani kısacası motor/şasi dengesinde şasi ezici bir farkla önde. Eğer müthiş günler geri gelecekse bunu Honda’dan çok Mclaren’den beklemek lazım.

Bir diğer konu da o yıllarda Mclaren-Honda’nın Senna ve Prost gibi iki efsane pilotu vardı. Şu andaki Button-Perez ikilisinin ellerinde Mclaren’in çok gelişeceğini ve ezici üstünlük kuracağını beklemek makul değil. Mclaren’in Hamilton gibi bir pilotu tekrar bünyesine katması gerekiyor. Kim bilir, belki bu isim Sebastian Vettel olur.

Honda’nın dönüşü spor için ne ifade ediyor?
Öncelikle daha önce de ifade ettiğim gibi Honda bu sporun sevdalılarından ve geri dönüşleri spor için muhteşem bir haber. Hele turbo motoru cazip bulmayan Cosworth’un gidişinden sonra F1’in 3 motor üreticisiyle kalması kötü bir senaryo olacaktı. Honda’nın tekrardan gelmesi hem 20 Milyon Euro’nun üzerine çıkan maliyetler nedeniyle maddi sıkıntı çekecek takımlara ilaç gibi gelecek(çünkü Honda muhtemelen en ucuz motor tedarikçisi olacak), hem de F1 eski bir müdavimini kazanacak.

Bir diğer Japon motor üreticisi Toyota’nın da spora tekrar dönüşünün  bu haberle tetikleneceğini düşünüyorum. Toyota turbo şarjli V6 motor üretiyor ve bu teknolojiye sahip. Zamanında F1’de başarı için ne kadar inat ettiklerini de biliyoruz. Onlar da Honda’yı dikkatle takip edip spora dönüş için fırsat kollayacaklardır. Umarım tahminim ileride doğru çıkar.

19 Mart 2013 Salı

Ferrari'de aynı tas aynı hamam mı?


Son yılların en iyi sezon başlangıçlarından birisini yapan Ferrari’de yüzler gülüyor. 2011’de ortalarda neredeyse görünmeyen, geçen seneye de 1.5 sn geride başlayan takım 3 yıldır ilk defa ilk yarıştan itibaren ön bölümde yer alıyor. Bu da takımdaki herkese bir güven sağlıyor. Aslında yazımı yazma sebebim Avustralya GP’de olanları değerlendirerek biraz Ferrari analizi yapmak.
Felipe Massa kabus gibi geçen 2011’den sonra 2012’nin ilk yarısında daha da kötü bir performans sergiledi. Herkesin gitmesi gerektiğini söylediği böyle bir dönemde takım ona sahip çıktı ve bu kararın haklı olduğunu Massa performansıyla ispatladı. Yeri gelmişken, Massa’yı 2008’deki performansı nedeniyle Hamilton ile “eş şampiyon” olarak gördüğümü bir kere daha ifade etmek isterim. Geçen yıl gridde 6.5 şampiyon vardı, bu yıl da 5.5 şampiyon var. Massa 2012’nin ikinci yarısında geri döndü ve bu yıla da güçlü başladı.

Melbourne sıralamalarında Alonso’yu az bir farkla da olsa geçti ve ilk pit stoplara kadar da Alonso’nun önünde kalmayı başardı. İlk pit stopa önce alınan pilot aslında o an desteklenen pilottu zira Vettel pite girmişti ve yeni lastiklerle atacağı turlarla Ferrari pilotlarının önünde yer alabilirdi. Ferrari’de pite ilk giren önde çıkacaktı. Massa pite alındı ve gerçekten de Alonso’nun önünde çıktı. Bu ana kadar Massa’nın aleyhine bir durum yoktu. İkinci pit stopların 24-25.turlarda olmasını beklerken Alonso aniden 20.turda pite girdi. Kimsenin beklemediği bu hamlenin Sutil’in on grubu tutmasıyla da ilgisi vardır mutlaka. Ancak asıl amacının Alonso’yu 2.pit stoplar sonrası rakiplerinin önüne geçirmek olduğunu sonradan anladık. Akıllı Red Bull ve Force India garajları da bunu görerek pilotlarını pite çağırdılar ve Alonso yine de bu ikilinin önüne geçmeyi başardı. Bu arada Alonso’nun pitten çıkış turu 1.51.100 oldu, Sutil 1.51.500 ve Vettel de 1.51.700 ile bitirdi pitten çıkış turlarını.
Peki Massa? Bu soruyu Massa kendisi de pit duvarına sordu. Neler oluyor, ben ne olacağım? Soruyu sorduktan bir tur sonra pite çağrıldı ve bu üçlünün gerisinde çıktı pitten. Peki ne oldu da Alonso o kadar erken pite çağrıldı? Kendi kararı mı takım kararı mı?

Açıkçası bu konuda soru sorulması bile çok abes bence. Alonso önünde geçmesi gereken 2 pilot daha varken ve yarış telaşı içindeyken bu tarz bir hesabı yapamaz. Mühendisi bu hesabı yapabilir ama o da takım yönetiminden izinsiz ve Massa’nın mühendisinden bağımsız bir karar alamaz. YANİ BANA GÖRE BU BİR TAKIM KARARIYDI.  Belli bir süreye kadar takım iki pilotu eşit görür diye düşünüyorduk ama eşitliğin de bir sınırı varmış, bunu gördük. Evet, geçen seneki gibi tüm kartlar Alonso’ya oynanmayacak henüz, Massa kobay gibi kullanılmayacak, iki pilot farklı araçlarla yarışmayacak, ama bu tarz stratejik durumlarda Alonso ayrıcalıklı tutulacak. Doğru mu yanlış mı, bu konuda yorum yapmamayı tercih ediyorum, herkesin kendi doğrusu var. Ferrari ve Red Bull böyle davranıyor, Ferrari göstere göstere yapıyor, Red Bull gizliyor ama günün sonunda iki takım birinci pilotlarını kayırıyor.
Massa yaptığı açıklamada üstü kapalı şekilde bu durumdan memnun olmadığını açıkladı. Bana göre önemli olan Massa’nın eski formuna dönmesiydi, iki pilotun eşit şartlarda yarışmasını istiyorum. Böylece kimin daha hızlı olduğu konusunda cevabı daha net şekilde görebiliriz.

Alonso zaten bildiğimiz gibi: Kendini adamış, hızlı ve çok hırslı! Massa ise normalde iyi olmadığı bir pistte iyi bir performans gösterdi, gelecek yarışlarda izlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Iyi olan kazansın!

6 Aralık 2012 Perşembe

Türkiye GP’si geri dönüyor… mu acaba?


Türkiye GP’sinin dönmesi için biz fanların beklediği sadece bir kıvılcımdı, o kıvılcımı Sn. Vural Ak çıkardı, biz de üstümüze düşeni yaptık, kamuoyunu uyandırmak için kimsenin olacağına inanmadığı şeyi gerçekleştirdik ve bir kere Türkiye’de, bir kere de dünyada bu konuyu Trending Topic arasına soktuk. Nitekim, Bernie Ecclestone ve Vural Ak dün açıklama yaparak –ücret hariç- her konuda anlaştıklarını bildirdiler. Hepimiz sevindik haklı olarak…
Bu yazıyla şu “ücret hariç” meselesini açmak ve ortaya çıkan sevimsiz bir konuyu açıklamak istedim. Zira, biliyorum ki herkes bana bu konuyu bugün soracak. 140 karakterle de anlatmak kolay olmadığından yazı yazmaya karar verdim.

Şimdi öncelikle Türkiye’nin takvime geri dönmesinin New Jersey sayesinde olacağını bildirmek isterim. Bernie Ecclestone New Jersey’den gelecek milyonlar havaya uçmasın diye Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 3 opsiyonu değerlendirmek istedi. Şu haliyle GP’miz tek yıllık olacak gibi görünüyor. Bir sonraki sene Rusya ve ABD GP’leri takvime girecek ve bizim aralarında yer almamız en az 2 GP’nin uçmasıyla olacak. Birisi Valencia diğeri de Kore olabilir. Ama bilemiyoruz tam olarak. Bunu iyice özümsemeliyiz.

Bu sabah gelen bir haberse oldukça sevimsiz. Hatırlarsanız Vural Ak hesabı anlatırken 13,5 M $ devlet verecek, ben 5 milyon $ vereceğim ve ortada buluşacağız demişti. Ben devletin vereceği söylenen 13,5 rakamını duyunca önce şaşırmış, sonra da sanırım Bakanlık’la konuşmadan böyle bir açıklama yapmaz demiştim. Bakanlık şu aşağıdaki açıklamayı yapınca ben tek kelimeyle çöktüm. “Biz 13.5 M $’i pist İTO ve TOBB’ye aitken veriyorduk. Pisti özelleştirdiğimiz için ek bir ödeme yapmayacağız. Bakanlığımıza herhangi bir başvuru da olmadı”
Bunun normalde anlamı GP’mizin kıyamete kadar geri gelmemesi çünkü hiçbir işletme o kadar parayı mevcut şartlar altında vermez, zira mevcut seyirci sayısıyla zarar anlamına geliyor bu. Yalnız benim şahsi fikrim bu açıklamanın yetkili kişiler tarafından yapılmadığı ve üzerine uzun düşünülmediği. Çünkü, kiralamayı yapan kuruluş yıllık 5 M $ ödüyor piste. Buradaki rakam da 13.5 $. Yani kendi başlarına zaten karşılayamazlar bu bedeli.

Yarınki FIA ödül törenine Sn.Başbakan da katılacak ve büyük ihtimalle Vettel’in ödülünü kendisi verecektir. Ödül törenine gelmişken de Bernie ile bu konuyu görüşecekler. Devlet bu bedeli diğer sporlara verdiği destek gibi düşünerek karşılamalı, günün sonunda bu bir ülke tanıtımı. Ben Vural Ak ve Bernie’nin Başbakan’i ikna edebileceklerine inanıyorum. Yalnız bu konuda Sn.Spor Bakanı’nın da etkisi büyük olacak. O yüzden bugün biz seyircilerin bu işi ne kadar istediklerini göstermeleri önemli.
Bu arada pistin anlaşmasının uzun süreli yapılması ileriki yıllar için ücret artışıyla mümkün olacaktır. Şahsi fikrim tek yıllık anlaşma yapılıp ileriki yıllar için sonradan görüşmek üzere opsiyon konulacağı şeklinde…

Mesele kısaca böyle. Türkiye GP’si için kritik bir 48 saatlik süreç içine girdik. Umarım sonundan mutlu şekilde çıkarız.

23 Kasım 2012 Cuma

Eyvah! Paralı pilotlar...


2013 sürücü koltuklarının artık büyük çoğunluğunun açıklandığı şu günlerde Formula 1’de koltuk bulmanın tamamen takımın maddi durumuna odaklandığını üzüntüyle görüyoruz. Takımlar üç gruba bölünmüş durumda:
1.Maddi durumu iyi ve pilotlarını sportif başarı için seçenler.
2.Maddi durumu ortada ve pilotlarını önce hayatta kalmak için, sonra da yeteneği için seçenler.
3.Maddi durumu kritik ve pilotlarını hayatını sürdürmek için seçenler.

Birinci grubu Red Bull, Ferrarı, Mclaren, Mercedes, Lotus ve Red Bull’un uydusu Toro Rosso takımları oluşturuyor.  Bu takımlar maddi problemleri olmadığından pilotlarını araçlarını geliştirebilecek, kötü bir araç da olsa potansiyelini ortaya çıkarabilecek, geleceği olan ve sponsor çekebilecek nitelikte pilotlardan oluşturuyor. Bu grubun en zayıf halkası Lotus, ancak onlar da iki pilotuna maaş ödeyebiliyor ve Grosjean’a dahi sabredebiliyor.
İkinci grubu Sauber, Williams ve Force India oluşturuyor. Bu takımlar maddi anlamda fazla parlak olmasalar da araç geliştirme konusunda kendi kendine yetebilen, geliştirme bütçeleri fena olmayan, rüzgar tüneline sahip takımlar, yani temelleri güçlü olduğu için pilot seçerken sponsor getirebilecek isimler seçerken bir yandan da yetenek arama lüksüne sahipler. Zira, bu takımlar puan alabiliyor ve bir sonraki sene ödeneğinin daha fazla olması için puan toplama konusunda da hassas olmaları gerekiyor.  Daha iyi pilotlarla karşılarına fırsat çıktığında podyum ya da ilk 5 mücadelesi yapmaları önemli. Bu yıl Williams’ın yarış kazandığını, Sauber’in 4 defa podyuma çıktığını düşünürsek durum daha net anlaşılabilir. Bu grupta Maldonado getirdiği multi milyonlarla Williams’i, Perez de kazandırdığı Telmex ile Sauber’i ihya ettiler. Sportif başarılarıyla da takımlarının yüzünü güldürdüler.

Üçüncü grup tahmin edilebileceği gibi Caterham, Marussia ve HRT’den oluşuyor. Bu takımlar çok sınırlı bütçeleriyle pilotların ödeyeceği ücretlerle ve getireceği sponsorlarla ayakta durabiliyor. En kötü durumda olan HRT tamamen sponsorlara muhtaçken Marussia ve Caterham bu yıla kadar en azından bir tecrübeli pilotla gelişim yarışı içindeydi. Caterham Kovalainen’le, Marussia da Glock’la tecrübe açığını kapatırken diğer pilotları Petrov ve Pic ile maddi açıdan güç toplamaya çalışıyordu. Marussia aynı şekilde seneye devam edebilecek, zira kuruluşundan beri ilk defa 10.sırayı elde ederek en az 13 milyon $’lik ödeneğe kavuştu ve Glock’un ödemesi için eli rahatladı. Fakat, Caterham iki yıldır aldığı 10.’lük ödeneğini kaybetme problemiyle karşı karşıya kalınca Kovalainen’le yollarını ayıracak gibi görünüyor.
Formula 1’de pilotun yarışması için sponsor bulmak yeni bir durum değil, belki sporun ilk günlerinden beri varolan bir olgu. Bunu büyük pilotların anlattığı anılardan öğreniyoruz. Örneğin sporun istatistiksel olarak en başarılı ismi Michael Schumacher para ödeyerek ve yerine geçtiği pilotun şans eseri yarışamamasıyla spora katıldı ve tek şansını iyi kullanıp spora tutundu. Yalnız, günümüzün zorlu ekonomik koşulları takımların yetenek ve tecrübeden ziyade sponsor getirisine odaklanmalarına neden oldu ve bu sporun geleceği açısından olumsuz bir durum. Kovalainen, Kobayashi, Bruno Senna, Vitaly Petrov gibi görece tecrübeli isimler seneye yerlerini sırasıyla Van der Garde, Gutierrez, Bottas ve Pic’e bırakacak gibi görünüyorlar.

Tabii buradan durumlarına üzüldüğüm sonucu çıkarılmasın zira üzüldüğüm sadece Kovalainen. Kovalainen’in Renault ve Mclaren kariyerlerinin üzerine koyduğu zorlu Caterham yıllarının sürüsünü geliştirdiğini ve daha iyi yerleri hakettiğini düşünüyorum. Kobayashi’ye üzülmüyorum, zira Sauber C31’in bu seneki potansiyelinin %50’sini bile kullanmadığını düşünüyorum. Petrov’u hız konusunda fena olmasa da istikrarsız buluyorum, Bruno Senna’yı ise –takipçilerim iyi bilir- hiç ama hiç başarılı bulmuyorum. Bruno Senna’ya asla sadece Senna demediğimi yine takıpçilerim biliyor sanırım, sadece o soyadla adlandırılmayı hak etmiyor bana göre. Diğer yandan Valtteri Bottas ve Gutierrez’İ merakla bekliyorum ve ikisine de güveniyorum, ikisinin de en geç 4-5 seneye şampiyonluk yarışı içinde olacaklarını düşünüyorum.

Özet olarak yetenek sporu olan Formula 1’in ekonomik kaygılarla maddileşmesi üzücü, umarım ya takımlar biraz daha zenginleşirler, ya da bu durumdaki takımlar yerini daha zengin sahiplere bırakır. Aksi takdirde gridde şu anda 6 şampiyon varken gelecekte 1-2 şampiyon ve orta yetenekte pilotlarla spor hayatını devam ettirecek. Alonso, Button, Kimi ve Hamilton emekli olduğunda Vettel’den başka kim kalıyor elimizde?

5 Kasım 2012 Pazartesi

Vettel balon mu? Ve Alonso'nun şampiyonluk şansı..


Sebastian Vettel balon mu?
Sebastian Vettel Cumartesi günü yaşadığı büyük problemle gridin en arkasına atıldıktan sonra Pazar günü ya kendini bedavacı ve ballı diye eleştirenleri haksız çıkaracaktı, ya da gridde beklenen yükselişi sağlayamayıp eleştirileri haklı çıkaracaktı. Yarışın ilk bölümünde bir dizi geçişle ve bazı kazalardan yararlanarak 11.sıraya kadar çıktı ve sonra Bruno Senna ile teması sonrası Güvenlik Aracının da zamanında girişiyle birlikte pite girip tekrar son sıraya geriledi. Daha sonra da istikrarlı turlarla ve biraz da ikinci Güvenlik aracı periyodu yardımıyla ilerledi. Bu esnada risk aldığı geçişler de yaptı. 24.sıradan başlayıp 2 pit stopla 3.bitirmek bedavacı birinin yapabileceği bir şey değil. Aynı başarıyı Alonso ya da Lewis Hamilton yapsaydı bugün tüm internet siteleri, Twitter, forumlar onları yerlere göklere sığdıramazdı, hak ederlerdi de. Yani demem o ki, Vettel’e biraz ön yargılı bakılıyor. Dünkü başarıdan sonra bile onu istisnai pilotların arasına sokmamayı da sanırım sadece Türk F1 fanları ve yorumcuları başarıyor. Sezar’ın hakkı Sezar’a…

Tabii şu noktayı da eklemeliyim. Vettel dünkü başarısını son 4 yarışı kazanmış mükemmel aracının yeni vites kutusu ve vites oranlarıyla yaptı. Ona yardım eden iki Güvenlik Aracı periyodu vardı. Başardığı şey hata yapmamak ve bazen riske girmek. Yani aslında bir Kimi Raikkonen/Suzuka 2005 yapmadı bu doğru, ancak hata yapmamak da bir başarıdır. Takım arkadaşı Webber’e bakmanız yeterli.
Vettel sadece Button’a yaptığı atak için bile büyük övgüyü hak ediyor. Button yarıştan sonra Vettel’in bu atağı yapacağını beklemediğini söyledi. Yani büyük tecrübe Button Vettel’in o riski alacağına inanmamış ki zaten lastik lastige virajı döndüler.

Alonso’nun şampiyonluk şansı…
Şampiyonluk yarışında geriye 2 yarış kaldı ve Alonso’nun şampiyonluk umudu giderek azalmaya başladı. Evet, dünkü sonuçla 13 puanlık farkı 10 puana düşürdü, hala savaşacağım diyor ama reel dünyaya geldiğimizde bunun o kadar da kolay olmayacağını görüyoruz. Alonso’nun şampiyonluk için mutlaka bir galibiyet alması gerekiyor. Bu yazımda da neden bunun gerektiğini matematiksel hesapla anlatacağım.

Şu anda Vettel ve Alonso arasında 10 puan fark var. Alonso’nun şampiyon olması için bir yarışı kazanması gerekiyor ve diğer yarışta da kazanması ya da eğer kazanamadıysa Vettel’e en az 2 sıra fark koyması gerekiyor. Yani eğer 2.olursa Vettel’in de 4.olması lazım. Aksi takdirde Vettel galibiyet fazlasıyla şampiyon oluyor.

Herhangi bir yarış kazanmadığı durumda da iki yarışta Vettel’in hiç yarış kazanmaması ve Alonso’nun da toplamda 5 sıra fark atması lazım. Ki bunlardan birinin en az 4.’lük olması şart. Örneğin her iki yarışta Vettel  8.olsa ve Alonso 5.olsa bile Vettel yine şampiyon oluyor.
Göründüğü gibi matematik hesaplarıyla Alonso’nun işinin zor olduğu ortada. Ferrari’nin iki şansı var, birincisi Vettel’in mekanik arıza veya kazayla yarış dışı kalması ya da herhangi bir hata ile çok gerilerde bitirmesi. Sonuncu başladığı yarışta bile podyuma çıkacak hiza sahip RB8’in yarış dışı kalmak haricinde pek sıkıntısı olmaz gibi…  Ferrari’nin de 15 günde 0.6-0.7 saniye hızlanması mantıklı değil. O yüzden Alonso’nun beklemek ve zorlamaktan başka çaresi yok.

Tabii şunu eklemeliyim, eğer Ferrari 5-8 puan arası bir farkla şampiyonluk yarışını Brezilya’ya taşımayı başarırsa Alonso’nun şansının şu ankinin iki katına çıkacağını düşünüyorum. Neden mi?

1.Brezilya yağmur konusunda her zaman sürprizler yapmış bir pisttir. Yağmur da Ferrari’nin çok hızlanması demek. Aynı zamanda strateji açısından büyük sürprizler demek. Bir anda Vettel’in avantajı uçup gidebilir.
2.Brezilya’da Ferrari ve Massa ekstra motive olacak, eğer Alonso’ya hızlı bir araç verilirse Massa’nın 2.sırayı alıp takım arkadaşına yılın yardımını etmesi pek uzak ihtimal değil.

3.Brezilya’da Fernando Alonso çok ama çok hızlı. Yarış dışı kaldığı 2009 ve Minardi’de yarıştığı 2001 hariç Alonso burada çıktığı 9 yarıştan 6’sında podyuma çıktı ve diğer üçünde de 4.oldu.
Özetlemek gerekirse, Ferrari ve Alonso’nun şampiyonluk iddiasının güçlü şekilde devamı için Austin’de ya kazanması, ya da Vettel’den en az 2 sıra üstte finish görmesi gerekiyor. Aksi takdirde Brezilya matematiksel olarak şans devam etse de gerçekçi olmayan bir amaç için turistik bir geziye dönüşebilir.

16 Ekim 2012 Salı

2014'de Vettel Ferrari'ye gelir mi?

Felipe Massa’nın bugün Ferrari ile 2013 sonuna kadar devam edeceğinin açıklanması ile 2012 sezonunun en büyük haber kaynağı ortadan kalkmış oldu. Sanırım herkes yeterince bıkmıştı bu meseleyi konuşmaktan ve merak etmekten.  1 ay önce buradan yazdığım senaryonun ilk bölümü gerçekleşmiş oldu, Ferrari 2014 için bir koltuğu boş bıraktı. O boş koltuğun en büyük adayı yine yazımda da bahsettiğim gibi Sebastian Vettel. Bu konuda bir ön anlaşmanın imzalandığını da artık sağır sultan bile duydu. Bu yazının amacı kendi açımdan bu anlaşmanın getirecekleri ve gerçeğe dönüşme ihtimalinin oranını anlatmak.

Bugün Twitter hesabımda da söylediğim gibi, Ferrari planlarını Vettel  “gelecek” diye değil, “gelebilir” diye yapıyor. Düşünebiliyor musunuz, Ferrari gibi köklü bir takım, 25 yaşında bir pilotun sadece gelme ihtimali için kendi içinde çok önemli kararları bekletebiliyor. Peki neden? Çünkü Sebastian Vettel 2013-2023 yılı döneminin en değerli pilotu, 24 yaşında çifte dünya şampiyonu oldu ve 25 yaşında da 3.dünya şampiyonluğuna koşuyor. Haliyle Red Bull, Ferrari ve Mclaren’in ağzını sulandırıyor. Onu alan bir anlamda en azından zirveye oynamayı garantilemiş oluyor. O yüzden de kimse bu pilotu diğerlerine bırakmak istemiyor. Ferrari de bu yüzden Vettel ile bir ön anlaşma yaptı ve onu almaya karar verirse önceliği olsun istedi.
Fakat, yanlış anlaşılan ve yanlış değerlendirilen bir husus var. O da, bu anlaşmanın bitmiş olduğu ve Vettel’in Ferrari’ye 2014’de kesin geleceği sanrısı. Yine bugün Twitter’da bahsettiğim gibi bu anlaşmanın gerçekleşmemesini gerektiren sebepler gerçekleştirmesini gerektirenlerden daha fazla. Şimdi izninizle onlara tek tek değineyim.

Vettel açısından sebeplerle başlayayım… Şimdi öncelikle Vettel 2014 sezonu için Red Bull ile opsiyonlu bir anlaşmaya zaten sahip. Yani 2011-2013 sezonunda olan bazı şeylerin sonucuna bağlı olarak 2014 için de takımda kalması gerekecek. Sizce bu şartlar ne olabilir? Bu tarz opsiyonlar genellikle performansa dayalı oluyor, pilotun ve takımın performansına. Tabii ki en kötü ihtimalle takımın kazanan bir araç sağlaması yönünde olacaktır. Takım bırakın kazanmayı, Vettel’e 3.şampiyonluğunu veriyor, seneye belki de 4. olacak. Bana göre opsiyonun gerçekleşmeme ihtimali yok. Üstüne konuşulmasına bile gerek olmayacak bir “fazla başarı” klozu olabilir, yani “en az 2 şampiyonluk kazandıysa gidebilir” gibi, bu da dediğim gibi üstüne konuşulması bile saçma bir ihtimal. Kısacası Vettel kanunen zaten Red Bull ile kalmak zorunda kalabilir.
İkincisi, Vettel Red Bull’da istediği her şeye sahip. Ona çok güvenen bir takım, başarı, pazarlama imkanı, para ve tabii ki en önemlisi başarı makinası Newey. Vettel neden böyle bir takımı bırakıp gitsin? Mevcut şartlarla bu anlamsız. En azından 27-28 yaşına kadar anlamsız. Sonradan Ferrari markası için yarışma hayalini gerçekleştirmek için gidebilir, bu da en az 2-3 sene sonrasında olur.

Üçüncüsü, Red Bull Webber’i emekli edecek seneye, bir de elinden Vettel’i kaçırır mı? Elinde hiç bir süper sürücü yokken son 3 yılın şampiyon takımı bir sezona başlar mı? Tabii ki bu çok saçma olur ve bunun için Red Bull anlaşmadaki hakkını sonuna kadar savunur, istiyorsa Vettel’in yıllık ücretini istediği kadar artırır. Kısacası, RED BULL VETTEL’İ BIRAKMAZ! Bu yüzden Horner Vettel’in kalmaması için en ufak bir ihtimal bile yok dedi. Red Bull ikinci bir Vettel’i olmadan Vettel’i bırakmaz, bunu unutmayın.
Dördüncüsü, Sebastian Vettel  fanlarıyla, mühendisleriyle, başkanıyla, mekanikerleriyla Alonso’ya tapan bir Ferrari dünyasına neden gitmek istesin? Birkaç sene sonra gidip tapılan adam olmak varken neden bunu yapsın? Evet, meydan okumak için diyenler olabilir ama tonlarca pozitif şeyin olduğu Red Bull’dan ayrılmak için bu fazla duygusal ve riskli bir sebep olur.

Gelelim Ferrari için sebeplere… Birincisi ve en önemlisi, Montezemelo’nun da ifade ettiği gibi Vettel ve Alonso aynı takımda olursa bu aynı kümeste iki horoz olması demek. Yine Twitter’da bahsetmiştim, Fernando Alonso lider karaktere sahip bir pilot. Aslan burcu özelliklerini tamamıyla taşıyor. Takıma geldiği andan itibaren bu özelliğini konuşturdu ve sadece kendi garajı değil, diğer garajı da kendine hayran bıraktı. Fabrikada günler ve aylar geçirdi, takımı iyi ve kötü günde sırtladı. Öyle seviyeye geldi ki, Ferrari alacağı pilot için Alonso’ya da danıştığını resmen duyurdu. Ancak bütün bunlar Alonso Massa’yı net şekilde mağlup ettiği için oldu. Bu 3 senede kimse Çin 2010 (Massa’yı ittirerek pite girdiği) ve Almanya 2010 (meşhur geçiş izni meselesi) hariç Alonso’nun dişini görmedi. Kimse hayal görmesin, hepimiz biliyoruz ki Alonso kendinden hızlı takım arkadaşı istemez, bir Aslan burcu gibi yenilmekten nefret eder ve garajın diğer tarafında kendinden hızlı birinin olduğunu bildiği her dakika mutsuzluğunu hareketlerine de yansıtır. Siz Ferrari takımı olarak, Alonso gibi bir süperstarı neden rahatsız etmek isteyesiniz? Günün sonunda tek bir şampiyonunuz olacak, iki değil. Evet, Takımlar Şampiyonluğu o zaman neredeyse garanti olur ama kim Takımlar Şampiyonunu hatırlıyor yıllar sonra? 1995’de kim Takımlar Şampiyonu oldu desem kaç kişi bilir? Ancak son 20 yılın Pilotlar Şampiyonlarını her ortalama F1 fani sayar.
İkincisi, Mclaren’in başına 2007’de geldiği gibi her iki pilotun da şampiyon olamadan ortada kalması ihtimali hiç de az değil. Alonso’nun Vettel’i çok rahat geçeceği gibi bir düşünceyi unutun, Vettel’i çok fazla hafife alıyor bazı arkadaşlar. Bu ikilinin birlikte yarıştığı durumda eminim ki puan farkı hiçbir zaman 15-20 puandan fazla olmayacaktır. Dahası bunun 10 civarlarında dolaşma ihtimali yüksek. Her iki pilotun çok iyi olduğu pistler var, birisi sıralamada iyiyken diğeri yarışta çok ezici bir performansa sahip. Evet, Alonso Vettel’den yetenek ve tecrübe olarak bir adım önde ama fark düşündüğünüz kadar değil. Soruyorum size, eğer 2007’de Mclaren Alonso’ya odaklansaydı ne olurdu? Ben söyleyeyim, şampiyonluğu Brezilya’ya gelmeden önce ilan ederdi.  Hamilton’a odaklansaydı yine aynı şey olurdu, Lewis son yarışa bırakmazdı şampiyonluğu ve kaybetmezdi. Durum böyleyken tek pilot destekleme politikasını yıllardır sürdüren Ferrari’nin bundan vazgeçmesi pek akla mantığa sığmıyor.

Üçüncüsü, Kimi ve Button dışında tek adamlık istemeyen bir şampiyon yok şu anda gridde. Schumacher, Alonso, Lewis ve Vettel pohpohlanmadıklarında mutsuzluklarını belli ediyorlar ve geçmişte ettiler. Geçmişte bu konuda sabıkası kabarık Alonso’nun yanına 14 pole pozisyonu varken pole pozisyonunu Webber’e kaptırınca suratı asılan Vettel’i koyduğunuzda herşeyin iyi gideceğini mi düşünüyorsunuz? İngilizlerin dediği gibi “come on man” demek istiyorum…

Ferrari Montezemelo’nun sözlerini gayri resmi açıklama organı “The Horse Whisperer” ile açıklama ihtiyacı hissetti. Özetle, “Vettel gelmez demiyoruz, takım için yarışacak herkese kapı açık” dedi. Bu Vettel için açık kapıydı elbette, elde bir ön anlaşma olduğu için.
Tabii ki imkansız değil Vettel’in gelmesi ama bunu çok ama çok düşük ihtimal olarak görüyorum ve şahsi görüşüm ne Vettel’in geleceği, ne de Ferrari’nin bunu isteyeceği. Peki ne olacak? Ferrari Massa’nın performansına odaklanacak yine, eğer Massa bir 2008 performansı daha yaşatırsa Alonso ile devam edebilir. Eğer, bu sezona benzer bir durum yaşanırsa bana göre Ferrari Hulkenberg’i alacak ve Alonso’nun emekliliğine kadar da Vettel konusu tekrar açılmayacak.