14 Eylül 2016 Çarşamba

F1'de genç pilotlar nasıl yetişiyor?

Formula 1’de “en genç” rekorlarının son 15 yılda ardı ardına kırılması bir tesadüf değil. F1’in yarış galipleri ya da şampiyonları 1950’lerde 40-50 yaşlarda iken günümüzde 30’lu yaşlardaki pilotlar bile gençlerle rekabette zorlanıyor. Yarış kazanma yaşı 18’e kadar düştü ve F1’in kapısında bekleyen onlarca çok yetenekli pilot adayı var. Peki, bu değişim nasıl oldu?

Eskiden yani 1990’lar da dâhil olmak üzere F1’in ilk 50 yılında pilotlar çok zorlu bir süreçten geçerlerdi. Bütçesi olan, destek bulanlar bir şekilde kendi imkânlarıyla alt serilerde yarışır, başarılı olanlar İngiltere’ye gelir, binbir zorlukla ulaşabildikleri takım patronlarına kendilerini reklam ederler ve doğru zaman/doğru mekân ikilisini tutturanlar öne çıkardı. Gilles Villeneuve’ün F1’e giriş hikâyesi bunun en güzel örneklerinden birisi. Evini ve arabasını, kısacası tüm mal varlığını satıp alt serilerde yarışan yetenekli Kanadalı Mclaren tarafından keşfedilmese belki tarihin tozlu sayfalarında kalacaktı. Rush filmini izleyenler de Lauda’nın yarışmak için nasıl zorladığını hatırlar.

2000’li yıllara girdiğimizde takımlar uyanmaya başladı, zira rekabetin kuralları değişmeye başladı. Yetenekli pilotları transfer etmek için savaş yapmak yerine kendi pilotlarını kendileri yetiştirmeye başladılar. Yazıda bu geliştirme programlarını tanıyacağız ve içlerine dâhil olmak isteyenlerin yapmaları gerekenleri anlatacağız.

Genç sürücü programlarının en meşhuru ve en dinamik olanı Red Bull’a ait. 2000’li yılların başında başlayan bu programın elinden onlarca pilot geçti. Çeşitli serilerde onlarca pilotu destekleyen ve onlara yatırım yapan Red Bull bu akademiden Sebastian Vettel’i çıkardı ve kazandığı 4 şampiyonlukla akademinin tüm masraflarını kat kat çıkardı. Sahip olduğu iki takımda Mark Webber hariç (o Jaguar zamanında takımdaydı) tüm pilotlarını akademi üyelerinden seçtiler ve sadece başarılı olanları takımlarda tuttular. Onlarca pilotun yine onlarcası F1’in çöplüğüne gönderildiler tartışmalı biçimde. Red Bull Genç Sürücü Akademisi halen aktif biçimde yetenekleri tarıyor ve gelecek gördüklerine yatırım yapıyor.

Red Bull kadar bu konuda eski ve başarılı bir diğer takım bu yolla bir dünya şampiyonu çıkaran Mclaren. Lewis Hamilton’ı henüz daha çocukken keşfedip yatırım yapan ve yetiştiren Mclaren gerekli zamanda koltuk vermekten çekinmedi ve ilk senesinde şampiyonluğu kıl payı kaçırdı. O sene Alonso takımda olmasa Hamilton en genç şampiyon ve ilk senesinde bunu başarmış bir isim olacaktı. Mclaren Stoffel Vandoorne ve Nick de Vries gibi iki değerli ismi akademisinde tutuyor şu anda.

Bu işe geç başladığı halde doğru isimlere yatırım yapan bir takım da Mercedes. Takıma Wolff ve Niki Lauda katıldıktan sonra bu işte iyice agresif yatırım yapmaya başladılar. Özellikle Wolff genç pilotlar konusunda çok hassas. Takımın daha birkaç yıl öncesine kadar diğer takımlar gibi doğru yapılanmış bir programı yoktu. İlk ciddi işleri Pascal Wehrlein 2014’de programa katıldı. Ondan hemen sonra da Esteban Ocon’u Lotus’un programından devşirdi Alman takım ve genelde pilotlarını DTM’de yarıştırıp tecrübe kazandırmayı tercih ediyor. Mercedes Ocon gibi Max Verstappen’e de kancayı taktı ama Red Bull bu konuda uyanık davrandı. Mercedes’in son hedefi Vandoorne oldu ancak burada da Mclaren erken uyandı ve pilotunu Mercedes’in elinden kurtardı.

Her takım Mercedes gibi maharetli değil bu konuda. Ferrari Genç Sürücü Akademisi konusunda çok iyi bir tarihçeye sahip olamadı. İtalyan takım tarihsel olarak tecrübesiz pilotlarla yarışmadığı için akademi pilotlarına çok ümit veremedi. Seçtiği pilotlar ya çok başarılı olamadılar, ya da diğer takımlar tarafından ikna edildiler. Sergio Perez buna güzel bir örnek. Takım en iyi senesinde Mclaren’e kaptırdı Meksikalıyı. Son güncel örnek de Lance Stroll. Kanadalı genç pilot Ferrari programına çocuk yaşta dâhil edilip yıllarca yetiştirildi ancak Williams’ın teklifini daha cazip buldu ve ayrıldı. Jules Bianchi akademinin belki de en başarılı mezunu olacaktı, ancak ona da kader engel oldu. Ferrari şimdilerde başarısızlıklar üzerine akademiyi yeniden yapılandırdı ve başına tecrübeli Massimo Rivola’yı geçirdi.

Peki, bu programlarda neler yapılıyor? Genç pilot akademileri oldukça pahalı işler aslında. Pilotlar keşfedildikten sonra onlarla kontrat yapılıyor. Bu kontratlarda yıllar içinde alacakları eğitimler, simülatör programları, PR işleri, girecekleri seriler yazılıyor, hepsine eksiksiz katılmaları isteniyor, özel hayata dikkat maddesi konuyor, tabii başka takımla sözleşme yapamayacakları da vurgulanıyor. Kimseye koltuk garantisi verilmiyor. Ayrıca programdan çıkış şartları da açıkça yazılıyor. Pilotun bu program sırasında yapacağı tüm harcamalar karşılanıyor.

Yarış pilotluğu oldukça yüksek fiziksel güç ve dayanıklılık gerektirdiğinden öncelikle uzman doktor ve fizyoterapistler nezaretinde fiziksel gelişime önem veriliyor. Antrenman programları belirleniyor, onlara uymaları bekleniyor. Pilotların bir diğer ihtiyacı mental hazırlık ve dayanıklılık olduğundan bu alanda da pilotlara uzmanlar eşliğinde eğitimler veriliyor. Sürücülerin stresle başa çıkma, heyecanı kontrol altına alma, refleks seviyeleri, duyguları kontrol gibi konularda başarılı olmaları için gerekli çalışmalar yapılıyor.

Diğer bir alan sürücülerin kültürel seviyelerini artırmak, ikili ilişkilerde başarılı olmalarını sağlamak. Bunun içerisinde adayın İngilizce seviyesi yetersizse onu güçlendirmek de var, davranış problemleri varsa (içine kapanıklık, agresiflik, çekingenlik) onu düzeltmeye çalışmak da var. Ayrıca dünyadaki son gelişmeleri, ülkelerin kültürel farkları, farklı kültüre adaptasyon önerileri de anlatılıyor.

Ve en önemlisi tabii ki teknik beceri çalışmaları, yani simülatör ve sürüş tekniği çalışmaları. Bu çalışmalarda araçtaki ayar değişikliklerinin sürüşe etkilerini, pistin yüzeyi ve şekline göre sürüşün değiştirilmesi, mühendislerle çalışma adabı ve yolları ve de tabii ki doğru frenleme, gaza basış tekniği, vites yönetimi ve direksiyon hareketlerinin yönetimi gibi çok önemli konular öğretiliyor. Temel olarak simülatör kullanılıyor, adayın eş zamanlı olarak bir seride yarışması sağlanıyor.

Yazıyı okuyan çoğu arkadaşımızın biz bu programlara nasıl dahil olabiliriz dediğini biliyorum. O yüzden bu konuya da değinmek istiyorum. Modern dönemdeki F1 pilotları (eskiler de öyleydi) çok küçük yaşta karting yaparak başlıyorlar. Burada kayda değer başarılar sağladıktan sonra bu gelişim programlarına dahil oluyorlar. Eğer bir karting geçmişiniz yoksa ve bu yazıyı okuyabilecek yaşa geldiyseniz tren artık kaçmış demektir. Yine de çok çok yetenekli olduğunuzu düşünüyorsanız İngiltere’de herkesin bildiği Thruxton Kart pisti ya da Capital Kart gibi pistlerin değişik konfigürasyonlarında veya mesela Ferrari’nin Fiorano pistinde yol araçlarıyla kendinizi test edip örneğin pist rekoru kırabilirseniz bununla en azından 1 yıl yaşınıza uygun bir kart takımına başvurabilir ve yarışabilirsiniz. O 1 yılda kendiniz maddi destek bulmak durumundasınız bunu unutmayın. 1 yılın sonunda şampiyonada ilk 3’e girerseniz bu CV ile Genç sürücü akademilerine başvurabilirsiniz.

Geçmişinizde kart tecrübeniz varsa ve başarınız da varsa yine bir kart takımına başvurup uluslararası serilerde bir yıl yarışmanız ve iyi bir derece almanız durumunda bununla genç sürücü programlarına başvurmanızı öneririm. Playstation’da pist rekorları kırarak bu iş olmuyor, o karta bineceksiniz arkadaşlar…

F1’de yarışma ihtimaliniz ve hazırlıkla ilgili sorularınız olacaksa Twitter hesabıma @metinmete her zaman gönderebilirsiniz.


Yazı uzun sürdüğünden F1’in yetişmiş ve yetişen genç pilotlarını bir sonraki yazımda anlatacağım.

19 Mayıs 2016 Perşembe

F1'in yeni starı İspanya'da sahnede

Barcelona’da yapilan Ispanya GP son 10 yılda her yıl olduğu gibi bu yıl da farklı bir yarış galibi çıkardı. Bu sefer sürpriz gerçekten de sürpriz oldu: Tarihin en genç yarış galibi, hem de bir önceki rekoru 2.5 sene ile kırdı, dahası bir yarışa liderlik eden en genç pilot rekorunu da aynı yarışta elde etti. Kısacası, kimse ama kimse bu sonucu beklemiyordu. İzleyen herkesin de gördüğü gibi bu sürpriz sonucun en büyük mimarı aslında Mercedes’in kendisiydi. Son 4 yarışı Rosberg’e veren son şampiyon Hamilton şampiyonluğunun elinden kaymaya başladığını görünce yarışa agresif başladı. Özellikle de startta pozisyon kaybedince panikleyip öne atılınca kendisi de arkadaşı da kaza sonucu yarış dışı kaldı ve bizlere sıkıcı olmayan bir sonuç hediye ettiler. Hem bu yarışın bir değerlendirmesini yapalım istedim, hem de diğer sorularınıza cevap vermek istedim.

Soru: Kazada kim hataliydi? Bundan sonra ne olur Hamilton ve Rosberg arasinda? Sezon daha heyecanli bir hale mi geldi? (Ataberk Ergun)

Kazada kesinlikle Hamilton’in hatali olduğunu düşünüyorum. Ancak bu cezayı gerektirecek seviyede bir hata değildi. Kural kitabı pilotlara tek çizgi değiştirme hakkı veriyor ve Rosberg bu hakkını kullandı. Lewis’in pistin sol tarafını kullanmaya çalışması gerekiyordu, ancak o acele edince ve Rosberg’in çizgiyi kapatacağını düşünmediği için tek çare çimlere çıktı, orada da sonuç malum. Bundan sonra ilişkileri nasıl olur? Ben ilişki derecelerini yine F1’den vereyim, sıralamayı ona göre yapalım.

Çok sıcak: Raikkonen-Vettel
Sıcak: Button-Alonso
Normal: Massa-Bottas
Soğuk: Webber-Vettel
Buz: Alonso-Hamilton

Bu kazadan önce ilişkileri Soğuk seviyesindeydi, şimdi Buz seviyesine yaklaştı. Buz seviyesi olmadı henüz, çünkü takım bunu affetmez. Bundan sonra tamamen mekanik ilişkiler, pist üstünde daha fazla rekabet ve Lewis tarafında ölçüsüz hırs bekliyorum. Sezon kesinlikle çok daha heyecanlı olacak, Lewis’in yarışlar kazanacağını düşünürsek geriden gelen diğer takımlar için farkın az kalması konusunda bu bir şans. Gelecek yıl da bu iki pilotun birlikte yarışmaya devam etme ihtimalini düşük görüyorum.

Soru: Hamilton'un şampiyonluk şansı çok ama çok azaldı, özellikle kazadan sonra risk almasına takım da karşı çıkacaktır. Sizce şansı ne? (Erşan Selçuk Karagöz)

Söz konusu adam Lewis Hamilton ise her zaman her şey mümkündür. Şampiyonluk şansının çok azaldığını düşünmüyorum. 16 yarış var ve Mercedes bu yıl kurşun geçirmez değil. Henüz problemler Rosberg’i bulmadı, dolayısıyla ilerleyen yarışlarda puan durumu çok değişebilir. Lewis’in önündeki en büyük engel heyecanı ve hırsı olabilir. Sakin olursa şansının %49 olduğunu düşünüyorum, o 1 puanı da Rosberg’in momentumu ve hali hazırdaki 43 puan farkına veriyorum.

Soru: Red Bull Verstappen yarışı kazansın diye Ricciardo’yu kobay olarak mı kullandı? (Aykut Turgut)

İspanya GP’de en çok kim çalıştı diye sorsanız ilk cevabım stratejistler olur. Bu yarışta Ferrari ve Red Bull strateji ekibi biraz yoruldu, çünkü Mercedes yarış dışı kalınca yapılacak en ufak bir hata galibiyeti kaçırmak anlamına geliyordu. Onlar da gayet doğal olarak stratejileri ikiye böldüler. Red Bull ana stratejiyi Ricciardo üzerine kurdu, Ferrari de Vettel üzerine. Pitler başladığında Ricciardo-Verstappen-Vettel-Raikkonen sıralaması vardı, bu yüzden de Ferrari ve Red Bull’un ana stratejileri yani kazanan strateji olduğunu düşündükleri stratejileri öndeki pilotları üzerine kuruldu. Bu iki pilot 3 pitle yarıştı ve doğal olarak fazla stintlerinde yumuşak lastik kullandı. Yani aslında Red Bull Ricciardo’yu kobay olarak kullanmadı, bilakis yarış galibi olarak konumlandırdı. Stratejiler bölündüğü için Ferrari ve Red Bull da Verstappen ve Raikkonen için 2 pit stratejisi belirledi. Planları bozan şey, Barcelona’nın sert asfalt yüzeyi ve Verstappen’in yeteneği oldu. Pazar gunu pistte Max’ın babası Jos haric kimse Max’den galibiyet beklemiyordu, kendisi bile. Barcelona’ya her yıl sert ve orta sertlikte hamurlar getirilirdi, Mercedes kış testlerinde yumuşak lastiği burada göstermelik denedi, supersofta bakmadı bile. Aslında bunun nedenini bizzat görmüş olduk. Medium-soft farkı o kadar azdı ki, ekstra pit stop bir pit stop süresi kadar zaman avantajı sağlamadı bile. Bu yüzden de 2 pit stop herhangi bir probleme neden olmadan yarış kazandırdı. Raikkonen Verstappen’i geçebilse kazanan yine 2 pit stop olacaktı.

Soru: Raikkonen şampiyon olur mu? (Levent Oğuzhan)

Cevap: Bu soruyu öncelikle Ferrari özelinde alayım, Ferrari şampiyon olur mu şeklinde. Bu soru sıklıkla Twitter’da bana soruluyor. Ferrari’nin şansı ne yazık ki bu sene geçen seneden de az. Takım bir çok risk aldı, radikal değişiklikler yaptı. Herkes aracın potansiyelinin yüksek olduğu konusunda hemfikir, ancak henüz uygun motor, şasi, aerodinamik ayarlara ulaşılamadı. Motor konusunda Mercedes farkı daha da açtı, aerodinamik konusunda Red Bull da Ferrari’yi geçmiş görünüyor. Ferrari’nin bu noktadan yarışı alıp götürmesi mucize olur. Raikkonen bu yıl iyi bir momentum yakaladı, araç iyi olursa yarış da kazanacaktır ancak Vettel’e rağmen kazanması benim için sürpriz olur.

Soru: Raikkonen'in 2017 sözleşmesiyle ilgili bir duyum veya tahminin var mı abi? Ne olur sence? (Enes Demircioglu)

Raikkonen’in 2016 performansı 2017 için şansını önemli oranda artırdı. Finli pilot koltuğunu sadece daha genç ve potansiyeli yüksek bir pilota kaybedebilir, bunun için de sadece Bottas ve Rosberg’i aday görüyorum. Bu iki pilot koltuklarını korurlarsa Raikkonen de devam eder. Ferrari’nin Hamilton ile bir risk alacağını şu an için düşünmüyorum. Çünkü Hamilton-Rosberg ilişkisinin daha kötüsü Vettel ile Hamilton arasında çıkacaktır. En güçlü ihtimal Kimi’nin koltuğunu koruması, ama bunu da 50%’den fazla bir ihtimal olarak görmüyorum.

Verstappen için üç beş kelam…

Ispanya GP’yi değerlendirirken tarihe not düşmek açısından Verstappen için de üç beş kelam etmek isterim. Formula 1 kuruluşundan beri nice yetenekli ve muhteşem pilota sahnesini sundu. Bunların birçoğu şovlarını şampiyonluk ile taçlandırırken bazıları da (Gilles Villeneuve) yanlış zamanda spora geldiler ve şanssızlık eseri aramızdan ayrıldılar. Sporun en sevdiğim tarafı şu ki, bizler hiçbir zaman sporda yetenek eksiği yaşamadık, pist üstünde dönüp duran birkaç harika pilot varken yenileri de birer birer eklendi. İşte bunların en yenisini, hem de tarihte en genç olanını tüm dünya hafta sonu Barcelona’da izledi. Bir pilotun ileride nasıl bir geleceğe sahip olacağını kariyerinin ilk yılında mutlaka görürsünüz. Senna’nın, Schumacher’in, Stewart’ın, Jim Clark’ın, Alonso’nun, Raikkonen’in, Hamilton’ın ve Vettel’in ilk yıllarına bakın, mutlaka bir ipucu elde edersiniz. Verstappen de bu seçkin grubun son üyesi artık. Bu tarz pilotların takım arkadaşlarına bazı serilerde ya da F1’de geçildiğini de görürsünüz. Ama içinizdeki o ses der ki, bu adam yine de daha iyi. Alonso örneğin Tonio Liuzzi’yi anlatırken kendi dönemimizde herkes onun geleceğin şampiyonu olduğunu söylerdi der. Evet, Liuzzi onları yeniyormuş, ancak tarih Alonso’yu yazdı, Liuzzi ise değil galibiyet, tek podyum bile alamadı. Evet Verstappen genelde yendiği Sainz’a zaman zaman geçildi, ancak aralarında bir gömlek fark var. Umuyorum ki Sainz’ın kaderi Alguersuari ya da Kvyat gibi olmaz.


Verstappen Formula 1 dünyasının en taze starı, eğer bu satırları okuyanlar arasında F1’i yeni yeni izlemeye başlayanlar varsa, sözüm size, çok şanslısınız, zira yıllar sonra etrafınızdakilere bu çocuk daha yeni yeni parladığı günleri dün gibi hatırlıyorum diyeceksiniz. 

9 Nisan 2015 Perşembe

F1 2015 sezonuna dair soru-cevap



Ferrari’de Alonso ve Vettel’in gelişim sürecine katkıları sizce nasıl?
Bu soruda saniyorum iki pilotun Ferrari gunleri soruluyor. Arac gelisimine katki meselesi aslinda bir pilot secimi icin listenin en tepesinde yer alan iki sebep. Pilotun yetenegi, parasi, arac gelisimi icin geri bildirimi, pazarlama yetenegi, uyumlulugu, insan iliskileri gibi onlarca etken icinden en onemli iki sebep yetenek ve geri bildirim. Bu konuda da pilotlarin yetenegini sadece araclarin basarisindan ve muhendislerin geri bildiriminden anlayabiliyoruz. Acikcasi takimlar pilotlarin bu yonuyle ilgili genellikle durust davranmiyorlar. Hemen hemen her pilot icin iyi diye bahsedilir. Alonso icin de Ferrari’de yarisirken pozitif konusulurken ayrildiktan sonra 1-2 kisi olumsuz konustu. Alonso’nun yapici bir geri bildirim vermedigi ya da veremedigi soylendi. Ne kadar dogru bilemeyiz.. Ote yandan Vettel’in bu konuda iyi oldugu kesin. Red Bull’un Newey donemindeki efsane basarilari Newey-Vettel uyumu sayesinde saglandi. Vettel ayni zamanda Ferrari’deki ilk gunlerinden itibaren bu konuda oldukca buyuk caba gosterdi, hala da gosteriyor. Netice olarak, sonuclara bakarsaniz Vettel daha fazla katki gosteriyor gorunuyor ama bunu sadece takimin icinde kalip net olarak soyleyebiliriz. Unutmayalim ki, Alonso en yetenekli pilot olarak yanlis ya da hatali feedback veriyor olamaz.

Mclaren 2015 sezonunun ilk grand prix’lerinde (yarışamayanlar hariç) açık ara en kötü takımdı. Sizce kendilerini toparlamaları ne kadar sürer?

Daha once Twitter’da yorumlarimda belirttigim gibi Honda’yi rakiplerinin ilk yilina gore basarisiz buluyorum. Bu cok net gorunuyor. Mclaren’in en buyuk sorunu da Honda. Arac da oldukca agresif, bu yuzden de bir cok dayaniklilik sorunu yasiyorlar. Toparlanmadan kastiniz puan barajina girmekse, sanirim Avrupa sezonu ortalari gibi bu konuda iyilesirler. Podyum icin normal sartlar altinda sezon sonuna dogru hazir olmaya baslayabilirler, bunun da garantisi yok. 3 sn fark kolay kapanmiyor. Mclaren icin 2015 pek parlak yil olmadi maalesef, 2013 ve 2014 gibi...

Fernando Alonso, tam da Ferrari’nin yeniden toparlandığı bir dönem takımdan ayrılarak McLaren’e gitti. Sezon başında geçirdiği kazayı da düşünürsek, İspanyol pilotun kariyerini nasıl görüyorsunuz? Tekrar şampiyonluk kazanabilecek bir konuma gelir mi?

    Acikcasi Alonso’nun kazasinin Massa etkisi yapmasindan korktum. Biliyorsunuz, Massa 2008’de sampiyonlugu son virajda kacirmasinin ardindan 2009’a da iyi baslamisti ve Macaristan kazasina kadar Raikkonen’i maglup etmisti. 2010’da geri donusunden itibaren eski formundan cok uzaklasmisti. Alonso’da da benzer bir durumdan korktum ama Alonso geldi ve kaldigi yerden devam ederek Button’i maglup etti Malezya’da. Alonso icin sorulacak sorulara cevap aslinda cok basit: Alonso’ya duzenli podyum mucadelesi veren bir arac verirseniz Alonso her zaman icin %110 performans verip sampiyonluk adayi olacaktir. Sabirli olursa 3.sampiyonlugunu alacaktir.
4  

    Red Bull, 2013’ün ardından istediğini alacak konumdan hızla uzaklaştı. Bunun sebebi olarak neyi görüyorsunuz ve takımın Formula 1’den ayrılma söylentileri ne kadar gerçekçi?

Aldiklari beddualar? :) Saka bir yana, Bunda bir cok sebep var. Adrian Newey dahi bir tasarimci, ancak her seyin bir siniri var, her basarinin bir sonu var. FIA Red Bull’un sebebi tam olarak belirlenemeyen teknik sirlarindan o kadar sikildi ve korktu ki, careyi ard arda teknik sinirlamalar yapmakta buldu. Newey de ozgurlugu ne kadar kisitlanirsa o kadar icine kapandigi icin, sonunda dayanamadi. Bu konuda problem yasayacaklarini da daha 2014 sezonunun basinda soyluyordu. Hala da bir cozum bulamadi, dahasi duzeltmelerinin zaman alacagi birden fazla problemleri var. Bir diger konu tabii ki Renault motoru. Hem dayaniklilik konusunda cok kotu, hem de guc olarak diger iki motor ureticisinin cok gerisinde. Haliyle bu iki problem Red Bull’un dususune sebep oldu. F1’den ayrilma soylentilerinin gercekci oldugunu dusunuyorum sahsen. Red Bull bir pazarlama takimi ve nasil ki sampiyonluk imajlarini guclendirdigi icin yatirimi artirdilarsa, basarisizlik da imajlarina olumsuz etki ettigi icin istikrarli bir sekilde kotu sonuclar alirlarsa birakip gideceklerini dusunuyorum.

Mercedes’te Nico Rosberg’in geçen yılki performansı, geçtiğimiz yıllarda Red Bull’da Webber-Vettel mücadelesi gibi bir noktadan sonra yok olur mu? Yoksa Rosberg her zaman Hamilton için en büyük tehdit olmaya devam mı eder?

Acikcasi bu konuda Hamilton 2014 sezonunun ikinci yarisinda ve 2015 sezonunda cevap verdi benim yerime. Hamilton motivasyon sorunu yasamadigi surece Nico Rosberg onun icin ciddi bir tehdit olmayacaktir.

      Kimi Raikkonen’in sizce 2015 son sezonu olur mu? Bu kararda takım içi savaşta Vettel’e yenilip yenilmemesi ne kadar etkili olur?

Bunun etkisi cok olur. 2015’den sonra Kimi’nin devam edip etmemesi iki degiskene bagli:

1.Performansi, Vettel’e karsi durumu
2.Takimin onun alternatifini bulup bulmamasi.

Eger Vettel’e karsi iyi bir mucadele ortaya koyarsa devam edebilir. Ben eminim ki Ferrari coktan alternatifiyle on anlasma yapmistir. Gerisi de Kimi’nin pist ustundeki sonuclarina kalmis. 2015’den sonra kalir mi? 50%-50% su an icin bence ihtimal.

2015 sezonunda sizi en çok heyecanlandıran takım ve pilot hangisi?

Buyuk bir geri donusun basrol oyunculari olduklari icin Ferrari ve Vettel.

Malezya GP’sinin kazanılmasının ardından Vettel-Ferrari ikilisinde haddinden fazla Schumacher dönemi göndermesi vardı. Bunun motivasyon olarak takıma etkisi ne olur?

Gorunen o ki buyuk etkisi olmus ve olmaya devam ediyor. Ferrari’de herkes basariya ac ve en ufak bir umut isigi tum Tifosileri ve takimi costurmaya yetti. Sebastian Vettel karakteri ve yetenegiyle bu liderligi ustlenebilir, su ana kadar da basariyla yapti. Devami gelecektir.

F1’in Türkiye yayınları 2015 yılında tam bir yılan hikayesine döndü. İlk iki yarış Tivubu’da yıllık anlaşma olmadan yayınlandı ve sezonun üçüncü grand prix’sine yaklaşırken de durumda pek bir değişiklik yok. Bu durum yeni nesil Formula 1 taraftarlarını nasıl etkiler? F1’in şifreli kanallarda yayınlanması yeni izleyiciler bulmayı zorlaştırır mı?

Kesinlikle zorlastirir. Eskiden F1’le ilgisi olmayan insanlar en azindan kanal degistirirken goz ucuyla bakar ve uc bes kelam ederlerdi. Sifreli kanallardan sonra o da kalmadi. Ustelik TV’de olsa izleyen ama olmazsa kendini kasmayan kitleyi de kaybettik. Su anda F1 fani olmak Turkiye’de saglam caba gerektiren bir sey. Sozun ozu, sifreli yayinlar sayesinde sadece en hasta kesim kaldi elimizde, potansiyel fanlarimizi ise kaybettik ve kaybedecegiz daha da...

Her zaman için çok erken ama bir o kadar da olmazsa olmaz bir soru; sizce 2015 yılında kim şampiyon olur?

Ben yine fikrimi Mercedes ve Hamilton’dan yana koyuyorum. Bu soruyu Haziran gibi tekrar sorun ve biraz daha gercekci bir cevap vereyim.

 Ferrari bu kadar gelisirken Williams yerinde mi saydi? Nasil geride kaldilar anlamiyoruz.

Williams konusu oldukca garip. Sezonun daha basinda bu kadar geri kalmalari asil problem. Ilerleyen yarislarda geride kalsalar gelisim yarisinda butce vs nedeniyle problem yasadilar diyebilirdik. Bu soruya iki sekilde cevap verebilirim. Gecen sezona gore herkes gelisim yapti, Williams 2 birim gelistiyse, Mercedes 4 birim gelisti, Ferrari 6 birim gelisti. Bu yuzden Mercedes Williams ile farki acti, Ferrari de Williams’i gecip Mercedes’e yaklasti. F1 bir gelisim yarisidir.  Suracikta iki dk kestireyim de dinleneyim deyip 2 dk goz kirpip actiginizda rakibiniz toz olup ucmus olabilir. Tek gozu acik uyumak gerekiyor!


Pilotlar tur bindirirken DRS kullanabilir mi?
Evet, pilotlarin tur bindirmede zaman kayiplarini minimuma indirmeleri icin bu serbest.

                

7 Aralık 2014 Pazar

Mclaren neyi bekliyor?

2014 sezonunun son bolumunde Sebastian Vettel’in Red Bull’dan ayrilacagini aciklamasiyla baslayan şok haberler bir süre sonra resmi Ferrari açıklamasıyla devam etti. Bu Alonso’nun Ferrari’den ayrılması demekti. Herkes şu anda Alonso’nun Mclaren’e gideceğini biliyor, asıl haberse Alonso’nun Mclaren’deki takım arkadaşı. Jenson Button mı, Kevin Magnussen mi, Stoffel Vandoorne mu? Mclaren neden hala Alonso’yu bile açıklamadı? Bu yazımda bu konuda gelen sorulara cevap vereceğim.

Mclaren 2012 yılında cok iyi bir araçla bitirdiği sezonda ufak güncellemelerle 2013’e girmek yerine radikal yenilikler yapmış ve neticede sürünerek sezonu tamamlamıştı. Bu da görevi boyunca herhangi bir varlık gösteremeyen Martin Whitmars’ın kovulmasına, efsane başkan Ron Dennis’in tekrar geri gelmesine yol açtı. Lotus’tan Eric Boullier transfer edildi, zaten hatalı yapılan Sam Michael transferi ise batışın ardından gönderilmesiyle son buldu.

Ron Dennis ve 2015 motor partneri Honda yeniden doğuşun riskli olduğunu bildiklerinden takıma bir süperstar getirmeleri gerektiğinin gayet bilincindelerdi. Bu yüzden de varlarını yoklarını ortaya koyup gridin bu konudaki en iyi opsiyonu olan Alonso’yu ikna ettiler. Takım arkadaşını ve Alonso’nun adını uzun süredir beklerken geçen hafta ilginç bir açıklama yapıldı, bu konudaki açıklama yönetim kurulu toplantısında görüşülüp açıklanacak dendi. Normalde böyle kararları takım başkanı verir ve yönetim kurulu önemli bir durum olmadıkça karışmaz. Yönetim kurulu işin içine giriyor, bunun temel olarak tek sebebi var. Takımdaki önemli hissedar ve yönetici başkan Ron Dennis’in diğer üyelerden farklı düşünmesi.
.
Bu konudaki durumu tam olarak anlamak için ortaklık yapısını bilmek gerekiyor. Ortaklık yapısı ve yüzdeleri şu şekilde:
·         Ron Dennis 25%
·         Mansour Ojjeh 25% (TAG Group)
·         Hamad bin Isa bin Salman Al Khalifa 50% (Mumtalakat Investment Company)

Duyumlara gore Ron Dennis Kevin Magnussen’i istiyor, diğer yönetim kurulu üyeleri hissedarlar Jenson Button’dan yana. Ron Dennis bu konuda elini güçlendirmek için geçen hafta Danimarka’da sponsor aradı ve Lego bu teklife hayır dedi. Normalde çoğunluk oyuyla şimdiye kadar Jenson Button kabul edilirdi ama Ron Dennis başka bir yatırımcı desteğiyle hisselerini %51’e çıkarıp söz sahibi olmak istediğini açıkladığı için diğer hissedarlar bu konuda teamüle uygun davranmıyor. Yani onun fikrini direkt olarak reddetmiyor.

Button’ı tercih etmek için 14 yıllık deneyimiyle Honda’nın gelişimine fayda sağlayacak olması, 2014’de hem sıralamalarda hem de yarışta Magnussen’i geçmiş olması, Alonso’nun tercihini ondan yana kullanmış olması, eskiden beri sponsorları cezbetmesi ve anlaşmanın 1 yıllık yapılacak olması sebebiyle gelecek sezon tekrar başka bir pilotu tercih edebilme avantajı söyleniyor.

Magnussen de çaylak sezonunda olmasına rağmen hızlı olduğunu kanıtlaması, çok genç olması sebebiyle uzun vadeli bir sözleşme yapılabilmesi, 2007 Hamilton örneğindeki gibi Alonso’ya baskı yapabilmesi ve Alonso’nun yanında tecrübe kazanacak olması gibi sebepler gösteriliyor. Tabii ki Button’a karşı maliyet avantajı yüksek, Magnussen’in 1.2 Milyon $ kazandığı tahmin ediliyor, Button onun 17 katı maaş alıyor, yani 20 Milyon $!



Takımın üçüncü pilotu Stoffel Vandoorne’un ise söylentilere rağmen bu kadar sebebin yanında GP2’deki başarısı hariç bir avantajı yok. O yüzden şansı da yok gibi. Son anda çok önemli paralı bir sponsor bulamazsa gelmesi zor görünüyor.

Şahsen Jenson Button’a hiç sempati duymasam da takımda kalması gerektiğini düşünüyorum. Kevin Magnussen çaylak senesinde başarılı oldu kabul ediyorum ama bu kesin tutulması lazım denecek kadar olmadı. Büyük pilotlar çaylak senelerinde veya rekabetçi araca sahip oldukları ilk senelerde güçlerini net şekilde belli ederler ve üstünlük kurarlar. Bunun için onlarca örnek var, Senna’ya, Schumacher’e, Raikkonen’e, Alonso’ya, Hamilton’a ve Vettel’e bakmak yeterli. Magnussen daha iyisini yapmalıydı. Başarısız oldu demiyorum, sadece Honda’nın geldiği ilk sene bu kadar risk varken Button’a tercih edilecek derecede başarı göstermedi diyorum.


15 Eylül 2013 Pazar

Raikkonen-Alonso ve Ferrari: Şimdi ne olacak?

Haziran ayında Kimi Raikkonen Red Bull’a mı gitsem Lotus’a mı gitsem kararsızlığını yaşarken gazeteler ve internet siteleri de bu söylentilerle çalkalanıyordu.  O günlerde Ferrari’nin adı bile yoktu ortada. Kimi Raikkonen “vereceğim karar insanlara garip ya da komik gelebilir ama ben bildiğimi yapacağım” dediğinde Twitter’dan “Raikkonen böyle dediğine göre yoksa Ferrari’ye mi gidiyor” diyerek hiç olmayacak bir ihtimali dillendirmiştim. Bunu söylerken de söylediğime kendim de inanmamıştım. Çok değil iki hafta sonra konu ilk defa internet sitelerine düştü, konuşuldu konuşuldu ve 2 ay boyunca gündemin ilk maddesi oldu. Nihayet geçtiğimiz hafta Raikkonen Ferrari’ye 2 yıllık imzayı attı ve 2009’da kovulduğu takıma tekrar geri döndü.
Bu konuyla ilgili merak edilen o kadar çok şey var ki, ben de okurlardan gelen sorulara kendimce cevap vererek bakış açısı sunmak istedim.

Ferrari’de 1.pilot uygulaması devam edecek mi? Yarışmalarına izin mi verilir? (Hikmet Meryumoğlu-Hasan Harun Karaduman)

Aslında Schumacher dönemi bittiğinden beri Ferrari’de 1.pilot uygulaması yoktu. Schumacher’in ayrıldığı son sezonda Massa’nın gözle görülür derecede başarılı performansı takımın Raikkonen’in gelişiyle birlikte 1.pilot uygulamasının sona erdiğine ve iki pilotun eşit sayılacağını belirtmesine neden olmuştu. Nitekim, Massa 2007 sezonunun ilk yarısında Raikkonen’den daha hızlı olmuştu. Fransa GP’sinden itibaren Kimi Raikkonen öne geçmiş ve Massa’nın şampiyonluk şansı matematiksel olarak bitene kadar da eşit değerlendirme devam etmişti. 2008’de bunun tam tersi oldu ama yine Kimi’nin şansı bitene kadar birinci pilot belirlenmedi. 2010 sezonuna Massa ve Alonso eşit başladı ancak gerek Alonso’nun bencilliği ve hırsı (Çin GP’de Massa’yı ittirerek pite ilk girişini hatırlayın) gerek hızı, gerekse takıma liderlik etmesi beklenenden çok daha önce, iki pilot arasındaki puan farkı henüz 40’lardayken birinci pilot sayılmasına neden oldu. Sonrasında Massa Alonso’yu hiç zorlayamadı ve Alonso doğal birinci pilot muamelesi gördü. Ancak yine de takım hiç açıkça birinci pilot Alonso’dur demedi.

Durum böyleyken Raikkonen gibi şampiyon ve çok hızlı bir pilotun gelişi sonrası Ferrari takımının birinci pilot belirlemesi pek akla sığmaz. Pilotlardan biri diğerini net şekilde sürekli geri bırakmadıkça birinci pilot belirlenmeyecektir.

İstanbulpark’taki Vettel-Webber kazası gibi bir durum olursa takım kimi destekler? (Talha Ömer Gol)

Öncelikle bu tarz bir kazayı Raikkonen ve Alonso’dan beklemiyorum, zira her ikisi de savunma ve atak meselesini çok usta şekilde yapıyor. Bu iki pilottan birinin karıştığı bu tarz bir kazayı en azından 5-6 yıldır izlemedik. Diyelim ki oldu. Ne olacak? Tabii ki hangi pilotun haksız olduğuna bakılıp sonradan bir açıklama yapılacaktır. Eğer ben takım başkanı olsaydım pilotlardan birisi haksız olsa bile bunu basın önünde açıklamazdım ve kapalı kapılar ardında çözerdim. Aksi pilotların küsmesine yol açabilir. Ferrari’den Red Bull tarzı bir suçluyu koruma davranışı beklemiyorum açıkçası. Kısacası, pilotlardan birisi kayırılmaz bana göre.

Raikkonen 2.pilot olmayı kaldırabilecek mi? Alonso’ya destek olmayı kabul mu edecek? (Onur Baran Ökten)

Raikkonen ikinci pilot olmayacağı için bu soru aslında olmayacak bir konuya işaret ediyor. Transfer yapılırken yüklenen anlam bir süper takım oluşturmaktı. Ancak, eğer Alonso açık şekilde hızlı olursa ve Kimi ikinci pilot durumuna düşerse motivasyonunun çok azalacağı kesin. Bunu 2008 sezonu ve 2009’un ilk yarısındaki davranış tarzından çıkarabiliriz.

Raikkonen ralli tecrübesiyle Alonso’dan daha iyi bir pilot oldu bana göre. Alonso 2.pilot olmayı kaldırır mı? (Dinçer Yılmaz)

Bir önceki sorunun tam tersi bir soru. Raikkonen’in ilk F1 dönemine göre daha iyi bir pilot olduğunda herkes hemfikir. Ralli mutlaka ona bir şeyler katmıştır. Ancak, Alonso’yu geri planda bırakacak bir performans seviyesi beklemiyorum açıkçası. Performansları çok yakın olacaktır.Diyelim ki Kimi Alonso’nun önünde olmaya başladı, Alonso’dan Kimi’de olduğu gibi motivasyon düşüklüğü beklemiyorum, sonuna kadar savaşacaktır. Eğer takım kaynaklarını Kimi’ye yoğunlaştırırsa da bu Alonso’nun takımdan ayrılmasına giden yolu açar.

Ferrari bu iki pilotu yönetebilecek mi? Nasıl bir yönetim şekli belirlemeli? (Gökhan Eroğlu-Berker Yıldırım-Efkan Sefa Bekar)

Bu konuya Ferrari olarak bakmadan önce şunu belirtelim: Formula 1, Senna-Prost ikilisinden beri en zor pilot ikilisini görecek gelecek yıl. Hamilton ve Button da şampiyondu ama Raikkonen-Alonso gibi zıt bir bileşim değildi. Onlar uzun süre ılımlı şekilde devam da ettiler, Türkiye 2010’u hatırlayın, dişe diş bir mücadeleden sonra podyumda şakalaştılar da. Bu açıdan, Ferrari’nin çok zor bir işe talip olduğunu belirtmeliyiz.
Ferrari bu iki pilotu yönetebilecek mi? Son yıllarda gördüğümüz Ferrari pek yönetebilecek gibi durmuyor açıkçası. Bir pilotu yüceltip diğerini de ona destek olmaya mecbur ederek küstürmeye alışmış bir yönetimden böyle zor bir görevi beklemek pek makul değil.

Nasıl bir yönetim şekli belirlemeli? Öncelikle Domenicali ile birlikte Luca di Montezemolo’nun eskiye göre çok daha fazla takımla içli dışlı olması gerekecek. Onun liderliği özellikle Alonso’dan gelebilecek rahatsızlıkları önleyecektir.  

İkincisi, pist üstündeki uygulamaların kuralları net şekilde belirlenmeli. Sıralamalarda piste ilk kim çıkacak, yarışta pite hangi sırayla gelinecek, pist üstünde atak yapmak durum ne olursa olsun serbest olacak mı, simülatör ve test seanslarına hangi oranlarda katılım yapılacak gibi tüm konular konuşulmalı ve pilotların onayı alınmalı. Red Bull’un meşhur “Multi 21” konusunun Ferrari’de de tekrarlanmaması için pilotlar net şekilde uyarılmalı ve bilgilendirilmeli.

Üçüncüsü, pilotlar karakter özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli. Fabrikada yatan bir Alonso’yu bu tarz şeylerden pek hazzetmeyen Raikkonen ile bir tutmamak gerekiyor. Asgari şartlara uyan bir Raikkonen’den aşırı isteklerde bulunulmamalı.

Dördüncüsü de pilotlara kendi bacaklarından asılacakları bildirilmeli. Yani, doğru ayarları bulmak için garajda uyuyan Alonso’nun ayarlarını seanstan 15 dk önce piste gelen Raikkonen’e vermek Alonso’yu sadece mutsuz etmeye yarar. Bu da göz önünde bulundurulmalı.

Ferrari zor bir göreve talip oldu, ne demişler, kendi düşen ağlamaz, ya da gülü seven dikenine katlanır!

Malezya’daki olayın benzeri Ferrari’de olur mu? (Tahsin Armutçu)

Açıkçası ne Kimi’den ne de Alonso’dan yerine razı olup atak yapmamasını istemek kolay kolay istenemez. İki pilot da diğerinden hızlı olduğunu herkese göstermek isteyecektir. Bu tarz bir talep olsa bile bu sezonun ilk bölümlerinde belki istenebilir, ancak sezon ilerledikçe ikisi de bu karara uymaz. Yani teorik olarak Malezya’daki olay tekrarlanabilir, ancak Ferrari takım dengesi bozulmasın diye onlardan bunu istemez bile muhtemelen.

Ferrari bu transferi yaparken Takımlar Şampiyonluğunu mu amaçladı yoksa Pilotlar Şampiyonluğu mu ? (Erol Pazarbaşı)

Transfer yapılırken her iki şampiyonluk da amaçlandı. Takımlar Şampiyonasını Ferrari en son 2008’de kazandı ve o tarihten sonra da puan anlamında kazanmaya yaklaşamadı. Bilindiği gibi F1 gelirleri Takımlar Şampiyonası sıralamasına göre dağıtılıyor ve bu şampiyonada birinci olursanız aldığınız fazladan gelir Raikkonen’in bir yıllık ücretinden çok daha fazla. Üzerine sponsorluk ve reklam gelirlerini de eklerseniz sadece bu amaçla bile Raikkonen’i almaya değer.

Sürücüler Şampiyonası için de güçlü bir ikinci pilot şampiyon adayının rakiplerinden daha fazla puan çalması anlamına geliyor. Kabul edelim ki Felipe Massa Alonso’ya bu anlamda neredeyse hiç destek veremedi. Seneye Alonso ya da Raikkonen, hangisi şampiyonaya daha yakın olursa, bunda takım arkadaşının rakiplerden çalacağı puanlar çok etkili olacaktır. Ferrari mutlaka bunu hesaba katmıştır.

Raikkonen için kovulduğu takıma gitmek ne kadar doğru? (Ahmet Coşkun)

Raikkonen kovulmasına rağmen Ferrari’den ayrıldıktan sonra hiç bir kötü söz söylemedi. Yalnız aksine, Mclaren’den kovulmamasına rağmen oradayken mutsuz olduğunu ve dönmek istemediğini birkaç sefer açıkladı. Yani aslında, Ferrari’deki ortamı seviyordu ve orayla duygusal bir bağı sürekli vardı. Dönmesi de çok abes karşılanmamalı.

İşin bir de başarı ve para yönü var. Ferrari gerek tarihi ve taraftar desteği, gerekse sponsor desteğiyle pilotlarına çok uzun yıllardır her zaman en yüksek ücreti veren takım oldu. Schumacher döneminden beri Ferrari pilotları F1’in her zaman en fazla kazanan pilotları oldular. Ayrıca, Ferrari pilotu olduğunuzda birkaç istisna sezon hariç şampiyonluğa aday bir aracınızın olduğuna emin olabiliyorsunuz. Bu kadar sebebi bir arada gören Raikkonen de tercihini bu yönde yaptı.

Ferrari’nin Raikkonen kararı Alonso’nun sözlerinden mi etkilendi, yoksa başka neden mi var? Alonso’nun ayrılma ihtimali mi buna sebep oldu? (Onur Ömer Öztürk-Harun Bodur)

Aslında tam olarak bu sonuca Alonso neden oldu diyebiliriz. Tabii ki bizler takım içerisinde değiliz, ne gelişmeler oldu bilemeyiz. Sadece ipuçlarını yorumlayıp bir şeyler söyleyebiliriz. Olayları ve sözleri bir araya getirdiğimde şahsen takımın Raikkonen’i ciddi şekilde düşünmezken birden o noktaya kaydığı yorumunu yapabilirim. Neden mi?

1.Ferrari Alonso’yu rahatsız edecek ihtimalleri hiç değerlendirmiyordu. Bu yüzden de henüz bizler Raikkonen adını duymazken Hulkenberg ve Di Resta isimlerini duymuştuk. Bu pilotlar genç ve hızlı pilotlar, şu aşamada Alonso’nun arkasında ikinci pilot olmaya da evet diyebilecek isimlerdi.

2.Hulkenberg ile imzalar dahi atılıp ön sözleşme imzalanmış. Macaristan GP hafta sonunda anlaşma tamamlanmış ve Hulkenberg kesin olmasa da takıma katıldığını düşünmüş.

Ancak, Avrupa sezonu ortalarından itibaren Alonso’nun artan mutsuzluğu ve takımı açık ve kapalı eleştirmesi ve son olarak Macaristan GP’de bu mutsuzluğun herkes tarafından duyulması Ferrari’yı derin bir endişeye sevk etmiş göründüğü kadarıyla. Üstüne menajerinin Red Bull ile görüşmesi herkesi mutlaka strese sokmuştur. Ferrari gibi bir takım tamamen kapalı kutu olan 2014 sezonunda bir şampiyon pilot olmadan yarışırsa çok kötü sonuçlara maruz kalabilir. Bu yüzden de hemen B planı devreye sokuldu, her ihtimale karşı Raikkonen transfer edildi. Yani aslında Alonso eski Alonso olsa muhtemelen Hulkenberg Ferrari pilotu olacaktı.

Ferrari’nin Hulkenberg ile değil de Kimi ile anlaşması gençlere verilen önem açısından nasıl değerlendirilmeli? Kimi’yi alarak eldekileri kaçırır mı? (Onur Ömer Öztürk)

Gridin tüm tüm büyük takımları genç ve tecrübesiz pilotlara şans vermişken Ferrari bu riski hiç almıyor. Bakıldığında Mclaren Hamilton’u 22  yasındayken ve F1 tecrübesi sıfırken kokpite oturttu. Mercedes Rosberg’e, Red Bull Vettel’e 2009’da ve Ricciardo’ya 2014’de, Lotus Grosjean’a çok gençken iki defa şans verdi. Ferrari bunu hiç yapmıyor. Tabii ki bunun en önemli sebebi camianın büyüklüğü. Takımın İtalyan mantığıyla yönetilmesi, taraftarların sabırsızlığı ve aşırı baskının genç pilotlar üzerinde olumsuz etki yapma ihtimali genç pilotların erkenden alınmamasına neden oluyor.

Hulkenberg aslında yeterli seviyede tecrübe biriktirdi ve bu baskıyı kaldırabilecek bir yapıda. Zaten bu yüzden de onunla sözleşme imzalandı. Ama Alonso’nun ayrılma ihtimali tüm bu planları bozdu ve takım mecburen garantili bir isme yöneldi.

Hulkenberg ve Bianchi sıraları gelince kokpite oturacaklardır. Hiçbir pilot Ferrari’den yaklaşık bir cevap duymadan başka plan yapmaz. Yani Ferrari pilot adaylarını elinden kaçırmaz. İstisnalar hariç istediği pilotu istediği zaman koltuğuna oturtabilir. Kırmızının cazibesi…

Alonso Raikkonen alınırken “bazı maddeler” imzalatmıştır diye düşünüyorum. Ne dersiniz? (Turul Kalafat)

Sanmıyorum. Raikkonen alınırken Alonso’ya sorulmamıştır bile. Diğer sorularda da vurguladığım gibi, Alonso takımı kamuoyu önünde eleştirmesinin ardından birinci pilotluk tahtının bazı avantajlarını yitirdi. Ona en fazla “eşit muamele” sözü verilmiştir ve açıklamalardaki “Alonso harika bir pilot, süper bir lider” vs vs gibi övgülerle yetinilmiştir.

Raikkonen transferinde James Allison’ın rolü ne kadar? (Zuhal Ören)

Ferrari Raikkonen’i 2009 yılında takımdan gönderdiğinde üç temel sebep bulmuştu. Birincisi, Raikkonen’in teknik konulardaki desteğinin yetersiz olması. İkincisi, sponsor aktivitelerine katılmayı istememesi. Üçüncüsü de takıma liderlik yapmaması.

James Allison Kimi ile iki yıldır çalıştığından takıma teknik konulardaki katkısının son durumunu öğrenmek için Allison’a bu sorular sorulmuştur. Anladığımız kadarıyla o da Kimi’nin geliştiğini ve çok başarılı geri bildirimler verdiğini söylemiş. Bu da takımın olumlu karar vermesinde etkili olmuş.

Bir noktayı hatırlatmalıyım, Lotus’ta Grosjean’ın geri bildirimi yetersiz olduğundan Kimi mecburen bu rolü üstlenmiştir. Kimi’nin Alonso ve De la Rosa varken Lotus’taki kadar teknik destek konusuna gireceğini düşünmüyorum.

James Allison’ın takıma katılması Kimi’ye avantaj kazandırır mı? (Ahmet Coşkun-Zuhal Ören)

Kazandırır ama ekstra avantaj değil. Aynı avantaja Alonso da sahip olacağı için sonuç eşit olacaktır. Kimi James Allison ile son 2 senedir çalışıyor, Alonso Renault kariyeri boyunca (2005-2006-2008-2009) Allison ile çalıştı ve onunla iki şampiyonluk kazandı.  Yani durumları eşit, Allison ikisi için de avantaj.

Raikkonen 2008’de Massa’ya yardım etmişti. Yine aynı durum olursa Raikkonen Alonso’ya yardım eder mi? (Ahmet Coşkun) Sezonun son yarısı olsa ve Raikkonen şampiyonluğa gitse, amaçsız olan Alonso ona yol verir mi? (Mustafa Erkan)

İki soru birbirinin tersi. İkisine de cevabım evet. Ferrari eşit muamele konusunu hakkıyla uygularsa ve pilotlardan biri diğerini açık şekilde mağlup edip şampiyonluğa koşarsa diğeri şampiyonluk şansı kalmayınca takım arkadaşına yardım eder. Alonso da Raikkonen de bu olgunluğa sahip pilotlar.

Raikkonen Massa’ya pek üstünlük kuramamıştı, Alonso ise Massa’yı net olarak sildi. Teorik olarak Alonso
Raikkonen’den hızlı olmalı değil mi? Raikkonen’de ne değişti? (İsmet Hacıbeyli)

Teorik olarak evet, yani kağıt üstünde bu doğru olmalı ancak Formula 1 gibi hızlı değişen bir sporda böyle bir teorem kuramayız. Araçlar değişti, lastikler değişti, pilotlar değişti, kurallar değişti, bunun gibi daha onlarca değişken var. Ben şunu iddia ediyorum, Alonso 2008’de Ferrari’de Massa’yla yarışsa şu son 3 yılda yaptığı dominasyonu yapamazdı. Birbirlerine çok yakın bir yerde bitirirlerdi, hatta Massa önde bile bitirebilirdi. O sene Massa araca ve lastiklere çok iyi uyum sağlamıştı, lastiklerini çok hızlı bir şekilde ısıtabiliyor ve yarışta da Vettel’in yaptığı gibi üstünlüğünü koruyabiliyordu. Ama istikrar konusunda yine aynıydı hemen hemen. Yağmurda yine problem yaşıyordu (Silverstone’da o sene 5 spin atmıştı hatırlayın), yarışta geriye düşünce fazla pozisyon kazanamıyordu.

Kimi o sene üst üste gelen problemler nedeniyle (Fransa’da arızalanan egzoz, Kanada’da Lewis’in pit yolunda çarpması, Spa’daki Lewis çekişmesi ve galibiyeti kaçırması…) motivasyon kaybetmişti. O yıllardan bu yıla birçok farklı seride araç kullandı, onlar da Kimi’ye bir şeyler ekledi. Yaşı ilerledi, olgunlaştı. 2 yıldır F1’in puan toplama anlamında en istikrarlı pilotu oldu. Yarışçı ruhundan hiçbir şey kaybetmediğini gösterdi. Kısacası Raikkonen Alonso’nun kolayca yiyebileceği bir lokma değil. Sorudaki karşılaştırma geçerli değil.

Ferrari Kimi’nin son durağı mı olur? (Fulya Güray)

Büyük ihtimalle evet. Eğer herhangi bir nedenle Raikkonen takımı basın önünde küçük düşürücü şeyler söylemezse ve bu yüzden takım göndermezse (ki bunu zaten beklemiyorum) Raikkonen 2 yıl sonunda Ferrari’den emekli olacaktır.

Raikkonen ve Alonso ikilisi ne kadar süre takım arkadaşı olarak kalır? (Abdullah Top)

Çok zor bir soru. Bu sorunun cevabı tamamen Alonso’ya bağlı. Eğer Alonso Raikkonen’in gerisinde kalmaz ve onu Massa’yı geçtiği kadar olmasa da en azından gözle görülür derecede geçmeyi başarırsa iki pilot Raikkonen emekli oluncaya kadar birlikte yarışırlar. Eğer Raikkonen Alonso’yu geçmeye başlarsa, iki pilot eşit sonuçlar alırlarsa ve rakip takımlardan başka bir pilot bu yüzden farkı açmaya başlarsa Alonso gelecek sezon sonunda ayrılıp gidebilir.Alonso için bu durumda Mclaren ihtimali göz ardı edilmemeli.

Alonso-Hamilton çekişmesinin benzeri Raikkonen-Alonso arasında olur mu? (Fulya Güray)

Çekişme mutlaka olacaktır, kimse huzurlu bir Ferrari beklemesin. Ama 2007’de yaşanan Alonso-Hamilton rekabetinin olacağını hiç düşünmüyorum. Burada denge unsuru Raikkonen olacaktır. Kimi Raikkonen hiçbir takım arkadaşından şikayet etmemişti, kimseyle de kariyerinde didişmedi. Bu yüzden işine odaklanacaktır. Raikkonen Alonso’yu kışkırtmayacağı için de 2007’deki gibi bir kavga ortamı olmaz. Hatırlarsanız 2007’de sadece Alonso ve Hamilton değil, garajın iki tarafındaki mühendisler de bölünmüştü.
2007’de Mclaren de süreci çok kötü yönettiğinden mesele çok kötüleşmişti. Ferrari’de bu seviyeye gelinmeyecektir.

Raikkonen’in gelmesi Alonso’yu nasıl etkiler? (Efkan Sefa Bekar) Hangi pilotun üstünlük kuracağını düşünüyorsunuz ve neden? (Elchin Zodorov-Hikmet Meryumoğlu)

Bu iki soruyu birlikte cevaplamayı tercih ettim, çünkü aynı konuları işleyeceğim. Gelen sorularda da en çok merak edilen cevap bu soruya ait. Birlikte tüm değişkenleri değerlendirip bir sonuca varalım.

Raikkonen’in gelişi Alonso’yu nasıl etkiler? Psikolojik olarak pek de iyi etkilemeyeceği kesin. Alonso’nun rekabetçi takımlardaki kariyerine bakalım. Renault kariyerinde 2003 ve 2004’de Trulli, 2005 ve 2006’da Fişichella,  Mclaren’de Hamilton, tekrar Renault’da 2008’de Nelson Piquet Jr, 2009’da Piquet Jr ve Grosjean ile yarıştı. Ferrari’de de 3 sene boyunca Massa ile yarıştı. Bu takım arkadaşlarından onu en çok zorlayanı Hamilton oldu, onunla da tarihi bir kavga yaşadı. Fisichella 2006’da onu zorladı biraz, o zaman kamuoyu önünde ağlayıp sızladı takım beni desteklemiyor diye. Massa 2010’da biraz zorladı, orada da meşhur pit yolu kavgası ve Almanya’daki “bu çok saçma, Felipe benden daha yavaş” olayı yaşandı. Yani kısacası Alonso’ya hızlı takım arkadaşı yaramıyor. Kavga ve mutsuzluk neredeyse kesin oluyor bu durumda. Alonso karakter olarak aynı zamanda çok inatçı. Hızlı bir takım arkadaşı onu motive de ediyor, çünkü hiç pes etmiyor. Raikkonen’in gelişiyle birlikte Massa’dan hızlı bir takım arkadaşı ona daha hızlı bir referans noktası verecek  ve o da biraz daha fazla zorlayacaktır.

Hangi pilotun üstünlük kuracağı meselesine gelince… Öncelikle iki pilottan birinin diğerini devamlı mağlup edeceği gibi bir dünyayı aklınıza bile getirmeyin. Hele de iki pilot da sıralama/yarış dengesinde bu kadar benzerken... Alonso da Raikkonen de sıralamada Vettel ya da Hamilton gibi ekstra yetenekli değil. Yalnız ikisi de yarışta istisnai derecede hızlı. İki pilot da böyle benzerken farkı pistlere gösterdikleri uyum belirleyecek. Alonso’nun Barcelona, Monako, Singapur gibi pistlerde, Raikkonen’in Malezya, Spa, Macaristan gibi pistlerde doğal olarak çok hızlı olduğunu biliyoruz. Bazı pistlerde Alonso öne çıkacak, bazılarında da Raikkonen öne çıkacak. Takım arkadaşı öndeyken ona en çok yaklaşan pilot da puan sıralamasında daha üstte olacak.

Alonso’nun farkını çıkaracak konular da toplam sezon sonucunu etkileyecek. Raikkonen’in simülatör çalışmalarını sevmediği herkesin malumu. Hatta Red Bull’un Raikkonen’i transfer etmeme kararında simülatör saatlerindeki anlaşmazlıklarının önemli bir etken olduğu konuşuluyor. Üstüne yarış hafta sonlarında seans bitince pist kapanana kadar mühendislerle toplantılar yapılması önemli bir konu. Raikkonen seans biter bitmez pistten ayrılmaya meyilli bir pilot. Alonso araçta olan biten herşeyi merak edip öğrenmeye çalışırken Raikkonen bunlarla ilgilenmiyor. Tüm bu meseleler Alonso’nun Raikkonen’i sene içinde bir adım geride bırakmasını sağlayabilir. Tabii bir de takımla bütünleşen bir Alonso’yu takımın lider görme ihtimali meselesi var.

Sene içinde iki pilottan herhangi biri diğerini domine etmeye başladığında geçmiş tecrübelere bakarak Alonso’nun savaşa devam edeceğini, Raikkonen’in ise fazla zorlamayacağını tahmin edebiliriz. Bu da Fin pilot adına iyi bir gösterge değil.

Bütün bu göstergelerden yola çıkarak Alonso’nun Raikkonen’in önünde olmasının aksi ihtimalden daha fazla olduğunu düşünüyorum. İspanyol pilot yeteneğini çalışkanlığıyla birleştirecek, hırsı ve motivasyonuyla da düşüş anlarından geri dönmeyi bilecektir. Dahası, süper hızlı takım arkadaşı rakiplerden puan çalarak onun işini bile kolaylaştırabilir.

Raikkonen ise doğuştan sahip olduğu yeteneğini pist üstü hiza çevirmeye ve tüm olumsuz ihtimalleri ortadan kaldırmaya çalışacak. Asla kolay lokma olmayacak, belki de beklentilerin tersine Alonso’yu mağlup edecek.


Sonuç olarak eğer pilotlardan birisi teknik olarak problem yaşamazsa (mesela lastiklere uyumsuzluk gibi..) birbirine çok yakın performanslar bekliyorum, ancak toplamda Alonso’nun bir adım önde olacağını tahmin ediyorum.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

6 soruda Mclaren-Honda birlikteliği


2011’den beri bir söylenti halinde dolaşan efsanevi Mclaren-Honda birlikteliğinin geri döneceği haberi hafta içinde yapılan açıklama ile kesinleşti. Mclaren 2015’den itibaren 18 yıllık Mercedes birlikteliğini sona erdirerek Honda ile motor tedarik anlaşması yaptı.
Honda aslında Ferrari ya da Mercedes gibi anılmasa da sporun en sadık üreticilerinden. Spora ilk girdikleri sene olan 1964’den bu yana geçen 49 senede birkaç sefer hariç sürekli oyunun içindelerdi. Dahası yol otomobilleri üretmeye başlamalarından sadece 4 yıl sonra soluğu Formula 1’de almaları da F1 algılarının şirketin DNA’larına işlediğinin göstergesi. Kısacası biz F1 fanları Honda’ya spora destekleri nedeniyle müteşekkir olmalıyız.

Honda 49 yıllık tarihinde bir çok başarı kazandı ancak bunlardan en çok akılda kalanı Mclaren ile oluşturulan ve bugünkü Red Bull egemenliğini solda sıfır bırakan Mclaren-Honda döneminde kazanılan başarılardı. Honda 1983’de Williams ile tekrar döndüğü sporda her yıl başarılarını artırdı ve nihayet 1987’de Piquet ile şampiyonluk kazandılar. 1988’de ise efsanevi Mclaren-Honda takımı pistlerde Senna ve Prost ile fırtına gibi esmeye başladı. 1988’de 16 yarışta 15 pole pozisyon ve 15 galibiyet kazandı takım. Kaçan o tek galibiyette de Senna tur bindirdiği bir rakibinin hatasıyla yarış dışı kaldı. 1988-1992 arasında 5 sezonda 4 şampiyonluk ve bir 2.lik kazandı takım. Kısacası müthiş bir performans gösterdi. Bugün Mclaren-Honda isimlerini yanyana gördüğümüzde heyecanlanıyorsak bunun sebebi bu altın yıllardı.

Şimdiyse Honda başarısız Bar-Honda ve Honda Racing günlerinden sonra ara verdiği F1’e Mclaren’le tekrar dönüyor. 6 soruda bu haberi irdeleyelim.
Honda neden spora geri döndü?

Motor üreticileri Formula 1’e sadece spor olsun diye girmiyorlar elbette. Asıl faaliyet alanlarına F1’den, F1’e de asıl faaliyet alanlarından know-how taşımaya çalışıyorlar. Eğer iki faaliyet kolu arasında bir bağ yoksa bu, marka için reklam çalışmasından öteye geçemiyor. Honda 2008 sezonu sonunda F1’den çıkarken kendi adına takım olarak sadece 1 galibiyet almıştı, o da olaylı ve yağmurlu bir Macaristan GP’sinde. Formula  1 otomobilinin tek parça anlamında en pahalı parçası olan motor da o dönemde halen de olduğu gibi 8 silindirli motordu ve bu Honda’nın yol araçlarında kullandığı bir teknolojı değildi.
Halbuki, 2014’de kullanılmaya başlanacak turbo şarjli V6 motoru Honda’nın zaten yıllardır ürettiği ve yol otomobillerinde kullandığı bir motor türü. Bu anlamda teknolojiye sahipken zaten yüksek bir tanıtım gücü olan F1’e girmemek pek de makul bir hareket olmazdı. Hele de spora tarihin en başarılı 2. takımıyla giriyorsanız buna sadece cherry on the cake denebilir.

2014’de Mclaren/Mercedes ilişkileri nasıl etkilenir?
Beklendiği kadar kötü değil, beklenmediği kadar da iyi değil. Nasıl yani? Şöyle ki, motor üreticileri sözleşmelerinde takımlara sadece motor vermekle yükümlü değil. Motor/aero/lastik değişkenleri birbirini etkilediğinden bu 3 yapı birbiriyle sıkı ilişkide bulunmak durumunda. Mercedes de Mclaren’e temel yükümlülüklerini bu çerçevede yerine getirecektir. Beklendiği kadar kötü değil ile kastettiğim bu.

Peki beklenmediği kadar iyi değil ne demek? Uzun süreli motor sağlama anlaşmalarında (ki Mclaren-Mercedes bunun en iyi örneğidir günümüzde) taraflar normalde olduğundan çok daha yakın çalışırlar. Ertesi yılın aracının temel yapısı konusunda görüş alışverişinde bulunurlar. Mclaren işte bu fazladan özel statüyü kaybedecektir. Ancak bu gözle görülür bir etkide bulunmaz.
Mclaren için bu bir risk mi?

Elbette spordan 5 yıl uzak kalmış bir takımın yeni bir motor üretmesi ve ortaya çıkan bu motoru kullanmak Mclaren için bir risk. Hele de diğer takımlar 2014’de motorları deneyip gerekli dersleri çıkardıktan ve 2015’de hataları düzeltilmiş motorlarla yarışırken. Mclaren büyük bir takım ve Williams’ın Cosworth ile yaşadığı benzer başarısız denemenin bir benzerini yaşamaya tahammülü olamaz. Burada muhtemelen Mclaren’İ rahatlatan konu Honda’nın turbo şarjli V6 teknolojisinde tecrübeli olması. Kısacası bu bir risk ancak alınmayacak bir risk değil.
Mclaren’in avantajı nelerdir?

Mclaren’in iki büyük avantajı var:
1.Motora yıllık 20 Milyon Euro ödemek yerine bunu cepte tutmak. Tabii ki Mclaren bu riski karşılıksız almadı. Honda’nın sporun en başarılı takımlarından biriyle dönüş yapmasının bir karşılığı vardı ve bunun da bedava motor sağlanması olduğu düşünülüyor.
2.Sadece kendisine çalışan bir motor sağlayıcısı bulmuş olmak. Hatırlarsak eğer, Honda özellikle 2008 konusunda bütçe konusunda çok bonkördü, o sezonun en yüksek harcamasını yapmıştı takıma. Benzer bir durum yaşanacaktır ve Mclaren de Honda’nın tüm kaynaklarını 2015’de kullanma lüksüne sahip olacaktır.

Eski günler geri gelir mi?
Buna imkansız demek doğru olmaz. Haber çıktıktan sonra pek çok kişi Mclaren-Honda’nın efsanevi kırmızı beyaz renklerini, Senna yıllarını hatırlayıp duygusallaştı. Bu çok normal. Ancak hem Mclaren, hem Honda, hem de Formula 1 çok değişti. Williams-Renault sporda yeniden buluştu ama beklenen sonuç gelmedi. Senna soyadı F1’e tekrar döndü ama ortaya çıkan sonuç sadece eski Senna severleri üzmeye yaradı. Yani F1 çok değişti ve nostalji araçları hızlandırmıyor.

O yılların ezici üstünlüğünü F1’de tekrar görmek imkansız değilse bile çok zor. FIA önce Ferrari’ye sonra Red Bull’a bu üstünlüklerini bozacak müdahalelerde bulundu son 10 yılda.
Bu ikili pekala şampiyon olabilir. Bugün Renault motorunun Ferrari ve Mercedes’ten daha güçlü olmadığını herkes biliyor ancak Red Bull şasisinde Renault motoru 3 yıldır şampiyon oluyor. 2009’da Mercedes motorlu Brawn şampiyon olurken Mclaren uzun süre süründü. Yani kısacası motor/şasi dengesinde şasi ezici bir farkla önde. Eğer müthiş günler geri gelecekse bunu Honda’dan çok Mclaren’den beklemek lazım.

Bir diğer konu da o yıllarda Mclaren-Honda’nın Senna ve Prost gibi iki efsane pilotu vardı. Şu andaki Button-Perez ikilisinin ellerinde Mclaren’in çok gelişeceğini ve ezici üstünlük kuracağını beklemek makul değil. Mclaren’in Hamilton gibi bir pilotu tekrar bünyesine katması gerekiyor. Kim bilir, belki bu isim Sebastian Vettel olur.

Honda’nın dönüşü spor için ne ifade ediyor?
Öncelikle daha önce de ifade ettiğim gibi Honda bu sporun sevdalılarından ve geri dönüşleri spor için muhteşem bir haber. Hele turbo motoru cazip bulmayan Cosworth’un gidişinden sonra F1’in 3 motor üreticisiyle kalması kötü bir senaryo olacaktı. Honda’nın tekrardan gelmesi hem 20 Milyon Euro’nun üzerine çıkan maliyetler nedeniyle maddi sıkıntı çekecek takımlara ilaç gibi gelecek(çünkü Honda muhtemelen en ucuz motor tedarikçisi olacak), hem de F1 eski bir müdavimini kazanacak.

Bir diğer Japon motor üreticisi Toyota’nın da spora tekrar dönüşünün  bu haberle tetikleneceğini düşünüyorum. Toyota turbo şarjli V6 motor üretiyor ve bu teknolojiye sahip. Zamanında F1’de başarı için ne kadar inat ettiklerini de biliyoruz. Onlar da Honda’yı dikkatle takip edip spora dönüş için fırsat kollayacaklardır. Umarım tahminim ileride doğru çıkar.

19 Mart 2013 Salı

Ferrari'de aynı tas aynı hamam mı?


Son yılların en iyi sezon başlangıçlarından birisini yapan Ferrari’de yüzler gülüyor. 2011’de ortalarda neredeyse görünmeyen, geçen seneye de 1.5 sn geride başlayan takım 3 yıldır ilk defa ilk yarıştan itibaren ön bölümde yer alıyor. Bu da takımdaki herkese bir güven sağlıyor. Aslında yazımı yazma sebebim Avustralya GP’de olanları değerlendirerek biraz Ferrari analizi yapmak.
Felipe Massa kabus gibi geçen 2011’den sonra 2012’nin ilk yarısında daha da kötü bir performans sergiledi. Herkesin gitmesi gerektiğini söylediği böyle bir dönemde takım ona sahip çıktı ve bu kararın haklı olduğunu Massa performansıyla ispatladı. Yeri gelmişken, Massa’yı 2008’deki performansı nedeniyle Hamilton ile “eş şampiyon” olarak gördüğümü bir kere daha ifade etmek isterim. Geçen yıl gridde 6.5 şampiyon vardı, bu yıl da 5.5 şampiyon var. Massa 2012’nin ikinci yarısında geri döndü ve bu yıla da güçlü başladı.

Melbourne sıralamalarında Alonso’yu az bir farkla da olsa geçti ve ilk pit stoplara kadar da Alonso’nun önünde kalmayı başardı. İlk pit stopa önce alınan pilot aslında o an desteklenen pilottu zira Vettel pite girmişti ve yeni lastiklerle atacağı turlarla Ferrari pilotlarının önünde yer alabilirdi. Ferrari’de pite ilk giren önde çıkacaktı. Massa pite alındı ve gerçekten de Alonso’nun önünde çıktı. Bu ana kadar Massa’nın aleyhine bir durum yoktu. İkinci pit stopların 24-25.turlarda olmasını beklerken Alonso aniden 20.turda pite girdi. Kimsenin beklemediği bu hamlenin Sutil’in on grubu tutmasıyla da ilgisi vardır mutlaka. Ancak asıl amacının Alonso’yu 2.pit stoplar sonrası rakiplerinin önüne geçirmek olduğunu sonradan anladık. Akıllı Red Bull ve Force India garajları da bunu görerek pilotlarını pite çağırdılar ve Alonso yine de bu ikilinin önüne geçmeyi başardı. Bu arada Alonso’nun pitten çıkış turu 1.51.100 oldu, Sutil 1.51.500 ve Vettel de 1.51.700 ile bitirdi pitten çıkış turlarını.
Peki Massa? Bu soruyu Massa kendisi de pit duvarına sordu. Neler oluyor, ben ne olacağım? Soruyu sorduktan bir tur sonra pite çağrıldı ve bu üçlünün gerisinde çıktı pitten. Peki ne oldu da Alonso o kadar erken pite çağrıldı? Kendi kararı mı takım kararı mı?

Açıkçası bu konuda soru sorulması bile çok abes bence. Alonso önünde geçmesi gereken 2 pilot daha varken ve yarış telaşı içindeyken bu tarz bir hesabı yapamaz. Mühendisi bu hesabı yapabilir ama o da takım yönetiminden izinsiz ve Massa’nın mühendisinden bağımsız bir karar alamaz. YANİ BANA GÖRE BU BİR TAKIM KARARIYDI.  Belli bir süreye kadar takım iki pilotu eşit görür diye düşünüyorduk ama eşitliğin de bir sınırı varmış, bunu gördük. Evet, geçen seneki gibi tüm kartlar Alonso’ya oynanmayacak henüz, Massa kobay gibi kullanılmayacak, iki pilot farklı araçlarla yarışmayacak, ama bu tarz stratejik durumlarda Alonso ayrıcalıklı tutulacak. Doğru mu yanlış mı, bu konuda yorum yapmamayı tercih ediyorum, herkesin kendi doğrusu var. Ferrari ve Red Bull böyle davranıyor, Ferrari göstere göstere yapıyor, Red Bull gizliyor ama günün sonunda iki takım birinci pilotlarını kayırıyor.
Massa yaptığı açıklamada üstü kapalı şekilde bu durumdan memnun olmadığını açıkladı. Bana göre önemli olan Massa’nın eski formuna dönmesiydi, iki pilotun eşit şartlarda yarışmasını istiyorum. Böylece kimin daha hızlı olduğu konusunda cevabı daha net şekilde görebiliriz.

Alonso zaten bildiğimiz gibi: Kendini adamış, hızlı ve çok hırslı! Massa ise normalde iyi olmadığı bir pistte iyi bir performans gösterdi, gelecek yarışlarda izlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Iyi olan kazansın!